Tribündeydik: Roma 3 – 1 Juventus

İtalyan futbolu heyecanlı günler yaşıyor. Ülke futbolunda uzun yıllardır muzaffer olan Juventus, bu başarısını dünya futboluna da taşıma arifesinde. UEFA Şampiyonlar Liginde iki sezon sonra tekrar finale kaldılar. Öte yandan İtalya Kupasında da finaldeler. Ligde ise Scudetto’ya ramak kalmış durumda. Bu da demek oluyor ki bu sezon üçleme yapabilirler. 2009 Barcelona’sı gibi 6 kupaya birden ulaşıp, 2017 Juventus için dünya futbol tarihinin efsane kadroları arasında yer edinebilirler. Ayrıca bu, uzun bir aradan sonra İtalyan futbolunun Avrupa arenasında tekrar ciddi bir şekilde temsil edilmesi demek oluyor.

Öte yandan Roma’da ise bambaşka bir telaş hakim. Totti’nin sezon sonunda emekli olacağı resmen açıklandı. Son maçı olması beklenen Stadio Olimpico’daki Genoa maçı için biletler şimdiden tükendi. İşte tam böyle bir atmosferde geldi 36. haftadaki Roma – Juventus maçı. Totti ebedi dostu Buffon ve ezeli rakibi Juventus’un karşısında son kez forma giyecek, Juventus ise en yakın rakibinin sahasında resmen şampiyonluğunu ilan etmek için mücadele edecekti. Ben de bu tarihi olaya şahit olmak için Roma’ya doğru yola koyuldum… DEVAMINI OKU

Il Ninja: “O Üçüncü” Olabilir Mi?

“Nainggolan artık en iyilerin seviyesinde. Bunu herkes kabul etsin. …en iyi takımlar seviyesinde.” Serie A 26. hafta maçında Roma’nın 3-1 kazandığı Inter deplasmanı sonrası spor spikeri Emre Özcan böyle yazmıştı sosyal medya hesabından. Nainggolan o maçta 2 harika gol atmış ve bu sezon takımını bir kez daha sırtlamıştı.

Bunun üzerine aklıma gelen ilk şey Chiesa di Totti (Totti Kilisesi) adında bir Roma taraftar sitesinin bir ay önce sosyal medya hesabından yazdıkları olmuştu: “Gerson’un satın alma opsiyonu ile Lille’e kiralanma söylentileri var. Görünüşe göre Roma bir tanesini daha ziyan ediyor. Bravo. Basitçe (söylemek gerekirse) Roma’nın bütün bir ilk 11 satın alacak gücü yok. O halde, bir noktada cidden genç oyuncuları yetiştirmen gerekli. … Bugünlerde bir Roma taraftarı olmanın kirli küçük sırrı şu: Bu kulüp Totti ve Daniele De Rossi’nin sadakâtleri olmasaydı yıllar önceden mahvolurdu. Juventus’tan daha fazla para harcayamazlar, hatta bir kere toparlandılar mı Inter ve Milan’dan da. Ve gençleri arsızca kovuyorlar, kaydını tutmak (bile) zor. Ama bu iki kayaları (Totti ve DDR) vardı ki: ayrılmak için her sebepleri vardı ama yapmadılar. Ve diğer iyi-sınırındaki oyuncuları (takıma) cezbettiler. Ve onlarda daha iyi oyuncular olma isteği uyandırdılar.”

Burada bahsi geçen “iyi-sınırındaki”, yani iyi oyuncu olma eşiğindeki oyunculara Lyonlu Pjanic, Udineseli Benatia, Olympiacoslu Manolas ve Cagliarili Nainggolan örnek gösterilebilir. Bugün geldiğimiz noktada Pjanic ve Benatia’nın Roma’da o eşiği geçtikten sonra (Benatia önce Bayern’e uğrasa da) ezeli rakip Juventus’a yolcu olduklarını biliyoruz. Manolas’ın adı sıkça tamamen o eşiği geçmiş oyunculardan oluşan takımlarla anılıyor. Yazın Nainggolan’ın adı da Chelsea’yle anılıyordu ama Roma’da kalıp sarı kırmızılı taraftarların yüreklerine su serpti. Fakat bu sezon Emre Özcan’a o yorumu yaptıran üst düzey oyunu Nainggolan’ın değerini sezon başındakinden çok daha arttırdı. O da artık “eşiği” kesinkes geçmiş durumda. Açık açık Juventus’tan nefret ettiğini söylemesi belki Pjanic’in gittiği yolu ona tamamen kapatsa da başka devler tarafından cezbedilebilir mi? Ya da Nainggolan, eşiği geçmesine yardım eden Roma’nın bu jenerasyondaki üçüncü sadakat örneği olabilir mi? DEVAMINI OKU

Scudetto’nun Ön Koşulu

Cumartesi günü zirve yarışı açısından çok önemli(!) Juventus-Roma maçı oynanacak. Son beş şampiyonu Juventus olan Serie A’nın geride kalan haftalarına da şöyle bir dönüp baktığımızda henüz yarısı bile bitmemişken Napoli, Roma ve Milan’ın şampiyonluk umutlarının yarı yarıya azaldığını görüyoruz. Biraz hafızamızı tazelemek gerekirse: Atalanta, Genoa gibi ortalama üstü takımlara kolayca puan kaybeden Napoli, Roma mağlubiyetiyle tamamen bertaraf olmuştu. Pek de ihtişamlı olmayan oyunuyla “seke seke” zirve yarışında tutunan Milan, Juventus’u yendiğinin ertesi haftası Genoa karşısında dağılarak zaten bitmesi beklenen sek seki erken bitirmişti. Son olarak Roma, son iki haftada hiç umut vâdetmeyen bir futbolla Lazio ve Milan’ı yense de bir hafta öncesinde Pescara’ya karşı verdiği rezil “sınav” en optimistleri bile kara kara düşündürüyor.

Öte yandan Juventus‘un hanesine baktığımızda bambaşka bir hava estiğini görüyoruz. Üç hafta önce Genoa karşısında alınan 3-0’lık mağlubiyet, zirveden 7 puan geride kalmış Roma’nın ve Milan’ın taraftarlarına tekrardan puan hesabı yaptırıp, fikstürlere baktırmıştı. Fakat takip eden iki haftada Gasperini’nin 6 maçlık galibiyet yakalamış Atalanta’sını ve bu sezonun formda Torino’sunu 3-1’lik skorlarla yenen Bianconeri, beni bu yazıyı yazmaya sevk eden çok güzel bir mesaj verdi: Şampiyonluk için puan hesabı yapmadan, zirvedeki takımın puan kaybetmesini beklemeden önce; sizin de aynı kalitede bir takım olmanız gerekiyor. Zirveyle 4 puan fark kaldı, 2 azaldı 3 arttı diyerek sezon sonuna kadar sürükleye sürükleye şampiyon olunmuyor. Diğer takımlar üst üste galibiyet aldıkları zaman seri yakalamış oluyorlar, Juventus mağlubiyet aldığı zamansa uzunca bir seriye tek maçlık ara verilmiş gibi oluyor. Hasımları bile psikolojik olarak böyle hissediyor.

Eğer zirve takipçileri kalite olarak lider takımın yanına bile yaklaşamıyorsa, sezonun son birkaç haftası olmadığı takdirde, kendi takımını “Sahada ölün bu maçı alın!” mentalitesiyle izleyip liderin de puan kaybetmesini beklemek boş bir meşkale olarak kalıyor. Kötü oynadığın futbolla bir iki maç alabilirsin ama koca bir sezondan şampiyon çıkamazsın. Juventus şu an bütün takımlara 5 puan avantaj verse bile hala sezonun favorisi olur. Scudetto’nun Ön Koşulu diye buna diyorum işte: Juventus kalitesinde oyun ve istikrar. DEVAMINI OKU

Napoli 1-3 Roma: Napoli Erken Havlu Attı

napoliroma

Milli maç arasının ardından Serie A, Derby del Sole ile start aldı. Napoli, karşılaşmaya hızlı başladı. Roma’nın ilk 15 dakikadaki futbolu, taktik olarak kontra-atağı benimseyecekleri yönündeydi. Öyle de oldu ve Roma savunma disiplinli oyununu ön planda tuttu. Buna karşılık Roma kazandığı topları Salah ve Dzeko’ya uzun paslarla oynadı. Napoli’de sakat Milik’in yerine 11 başlayan Manolo Gabbiadini çok net fırsatlara girmesine rağmen berbat zamanlaması ile üç dört pozisyonu harcadı. Roma ise savunma disiplinini ilk yarının sonlarına kadar korudu ve Napoli kalesine neredeyse sadece birkaç kez gitti. Ancak dakikalar 43’ü gösterdiğinde, Koulibaly’nin savunma arkasına atılan topu kazandıktan sonra Salah’a anlamsızca çalım atmayı denemesi ve topu kaptırması Napoli’ye pahalıya mal oldu. Topu kapan Salah ceza sahasında bomboş olan Dzeko’ya oynadı ve Boşnak oyuncu skoru 0-1’e getirdi. İlk yarıda Napoli’nin girdiği sayısız gol pozisyonunun ardından, Koulibaly’nin yaptığı hata nedeniyle Roma soyunma odasına tek farklı üstünlükle gitti.

İkinci yarıya Napoli baskılı başladı. Yine birkaç pozisona giren Gabbiadini bu pozisyonları değerlendiremedi. Bu anlamda Milik’i ve hatta “hain” ilan edilen Gonzalo Higuain’i arattı. Napoli’nin hücumcularının topu bir türlü kaleye sokamaması ve özellikle Gabbiadini’nin sakarlıkları Roma’yı geçen her dakika daha da güçlü ve diri tutuyordu. En sonunda, 54. dakikada Florenzi’nin serbest vuruşunda Reina’nın hatalı çıkışı ve Dzeko’nun net kafa vuruşu ile skor 0-2’ye getirilince başkent ekibi iyice rahatladı. Golden 3 dakika sonra Gabbiadini tribünlerin ıslıkları arasında kenara alındı ve yerine Mertens girdi. Bu değişiklikten hemen 1 dakika sonra Ghoulam’ın kullandığı kornerde Koulibaly’nin kafa vuruşu skoru 1-2’ye getirdi. Farkı bire indiren Napoli iyice yüklenmeye başladı ama Roma savunması bir türlü geçilemiyordu. Belli ki Spalletti meslektaşı Sarri’nin taktiğini çok iyi analiz etmişti. Napoli’ye rahat top çevirme fırsatı tanımıyorlardı. Dakikalar aktı geçti ve 86. dakikada savunma arkasında atılan topla buluşan Salah skoru 1-3’e getirerek hezimeti tamamlamış oldu. Bu ayrıca Sarri’nin göreve geldiğinden beri içerde aldığı ilk Serie A mağlubiyeti oluyordu. Bu karşılaşmada Napoli’nin oyununu çok iyi analiz eden ve Napoli’ye istediği futbolu oynamasına olanak tanımayan Luciano Spalletti’yi ayrıca tebrik etmek gerekiyor. Napoli açısından baktığımızda ise bu mağlubiyetin ve özellikle de liderle iyice açılan puan farkının ardından öncelikli hedef ligde ilk 3’e girmek ve Şampiyonlar Liginde üst turlara çıkmak olacağa benziyor.

 
Asım Çevik – Yazar
favicon-1 favicona_cevik41

Back to the “Futuro”

de-rossi

Daniele De Rossi, Roma’nın ikinci bayrak adamı. Az bilinen lakabı “Capitan Futuro”, yani Geleceğin Kaptanı. Totti’nin “Il Capitano” (Kaptan) olduğu Roma’da büyük kaptanın veliahtı olmasını betimliyor. Lakabının bile kendi özelliklerini betimleyecek şekilde değil, kaptanın gölgesinde şekillenmiş olması Roma’daki sidekick durumunu çok iyi özetliyor. De Rossi de bu lakaptan rahatsız olduğunu söylüyor ama başka bir sebeple: “…pazu bandını sadece Francesco emekli olduğunda alacağımı bilmek benim ya da taraftarlar için sevindirici bir bilgi değil. O günü kimse ‘Oley, De Rossi kaptan oldu!’ diye kutlamayacak. Hepimiz üzgün olacağız çünkü bu Roma tarihindeki en iyi oyuncunun kramponlarını asması anlamına gelecek.

Sezon başında Roma, Porto’yla Şampiyonlar Ligi Ön Eleme turu oynadı. İlk maç Porto’da 1-1 bitti, ikinci maç Roma’da golsüz beraberlik çıksa bile Giallorossi’ye yetecekti. Ne var ki 9 kişi kalan ev sahibi takım 3-0’lık bir hezimete uğradı. Maçın başında tecrübesine yakışmayacak bir faul ile kırmızı kart gören De Rossi de bu yenilginin en büyük pay sahiplerinden biri oldu. Kulübün sembol isimlerini gözünü kırpmadan cezalandırabilen hoca Spalletti, 2. haftadaki Cagliari maçında kaptan pazu bandını De Rossi’den alıp üçüncü kuşak bayrak adam Florenzi’ye verdi. Buffon’un da dediği gibi “Bunlar soyunma odası kuralları ve ekleyecek bir şey yok.” idi. Fakat fikstür geçiyor, De Rossi’nin cezası bir türlü bitmiyordu. Romalılar bu değişikliğin kalıcı olduğunu düşünmeye başlamıştı. Yıllardır Geleceğin Kaptanı olarak anılan 33 yaşındaki oyuncu, Totti’nin jübile yapacağı sezonda kaptanlıktan mı olmuştu?

Tam ümitler tükenirken Spalletti yüreklere su serpti. Yaklaşık bir ay sonra, deplasmandaki Torino maçında pazu bandı tekrar Capitan Futuro’ya dönüş yaptı. Geçen hafta Inter maçında ise taraftarının karşısına yeniden kaptan olarak çıktı ve müthiş bir performans ortaya koydu. Perşembe günü 1-1 biten İtalya – İspanya maçında da sahadaydı. De Gea’yı ters tarafa yatırarak, futbol otoritelerinin ustaca kullanıldığını belirtmeden geçemediği bir penaltıdan beraberliği getiren golü attı. Eskiden daha ofansif bir rolde oynadığı milli takımla 19. golünü kaydetmiş oldu. Anlaşılan o ki: De Rossi de Totti gibi 40 yaşında jübile yapmaya karar verirse, şu an 25 yaşında olan Florenzi’nin de kaptanlığı devralmak için De Rossi gibi 33 yaşına kadar beklemesi gerekecek…

ggroma-kunye
Güven Güngör
Yazar/Editör
favicon-1 faviconGvnGngr

Büyük Düşünemeyen Takım: Roma

santrforlar2

“Roma bir günde inşa edilmedi.” diye bir söz vardır. Bir şeyden sonuç elde etmek için zaman ve sabır gerektiğini anlatır. Fakat bu Roma hiç inşaata başlamış gibi görünmüyor. Şampiyonluğa oynamak isteyen takımlar hiç acımadan baş kesip, teknik adamlar değiştirip, transferler için elleri cebe atarken; Roma var olana tahammül edip mucize beklemeyi yeğledi. Yukarıdaki tabloda üst sıra takımlarının santrforlarının geçen sezonki ve bu sezonun ilk 5 haftasındaki performanslarını görüyoruz. Juventus Dybala ve Mandzukic’ine rağmen gol rekortmeni Higuain’i de kadrosuna katarken Napoli de bu eksiğini Euro 2016’nın flaş ismi Milik’le giderdi ki bu sezonki performansına bakarak sonuç aldıklarını görebiliriz. Inter‘in zaten ortalama üstü, hava hakimiyeti mükemmel olan Icardi’si var ki yine de Brezilya’dan Gabigol’ü getirterek ellerini güçlendirdiler. Milan‘ın geçen sezon getirdiği Bacca İtalya’ya Sevilla’nın UEFA Avrupa Ligi şampiyonu olarak gelmişti. Meyvesini de aldılar, almaya devam ediyorlar.

Roma’nın büyük umutlarla getirdiği Dzeko ise ligde sadece 8 gol attı. İstatistiğe göre konuşursak ligin tepesinde 82 dakikada bir(hemen her maç) gol atan Higuain varken 245 dakikada bir gol atan Dzeko ile şampiyonluk hedeflenmez. Asistleri de hesaba kattığımızda bile Süre/Skor Katkısı istatistiği ancak Bacca’yı geride bırakabiliyor. Bu sezonki 4 golünün 2’si hazırlık maçı gibi geçen ve 4-0 biten Crotone karşısındaydı ki maçtan sonra kendisi de bu 2 golün yeterli olmadığını, daha iyiye gitmesi gerektiğini söyledi. Zaten önemli maçlarda kaçırdıklarını düşününce Boşnak gol makinasının(!) performansı malumunuz. Peki Roma formsuz santrforların rehabilitasyon merkezi midir? Sabatini kaç sezonu daha feda etmek istemektedir? Spalletti bir başka başarısız sezonun ardından hala takımda kalacağını mı düşünmektedir? Dzeko’nun en azından bir alternatifi alınamaz mıydı? Fakat Roma’nın vizyonsuzluğu sadece bununla da sınırlı kalmıyor… DEVAMINI OKU

Tribündeydik: Fiorentina 1-0 Roma

180916Badelj

Pazar günü İtalya’nın ve hatta dünyanın gözü Milano’ya, Inter-Juventus derbisine çevrilmişti. Yerel saate göre akşam saat 6’da başlayan maç, saat 8’e doğru ev sahibi taraftarların zafer şarkılarıyla sona eriyordu. Fakat aynı saatlerde, 400 kilometre güneydeki Floransa şehrinde bambaşka bir hazırlık vardı: Fiorentina – Roma maçı. Sezona Juventus mağlubiyetiyle başlayıp Chievo’yu kornerden gelen bir kafa golüyle mağlup etmiş olan Fiorentina’nın 3. haftadaki Genoa maçı ise hava şartları nedeniyle yarıda kesilmişti. Roma ise ilk hafta iyi bir görüntü çizmesine rağmen 2. haftada lige yeni yükselen Cagliari’ye puan kaybetmiş, son haftada ise 3 puanı ancak Totti’nin 1 asisti ve 1 penaltı golü ile kurtarabilmişti.
Hocası Paulo Sousa’yla paralel olarak donuk bir oyun oynaması nedeniyle bana göre Fiorentina’nın geçen sene başındaki gibi bir şampiyonluk iddaası olmasa da henüz 4. haftaydı ve Floransalılar hala inanıyordu: binlerce taraftar Stadio Artemio Franchi’ye akın ediyordu. Ben de en ateşli taraftarın bulunduğu kale arkası tribünü Curva Fiesole‘de yerimi aldım ve Roma lehine verebileceğim tepkilerimi gizlemeye çalışarak maçı izlemeye koyuldum. DEVAMINI OKU

Totti’nin Kariyeri (Video) – Totti Efsane Midir?

GettyImages-514350966.0

Francesco Totti’nin Hikayesi – En İyi 20 Golü: Yıllar önce bir forum sitesinde paylaşılan bir Youtube videosunun başlığı. Geçen sezon Spalletti-Totti atışmasının ardından forumlarda, sözlüklerde ve sosyal medyada yıllardır içindeki Totti nefretini biriktirmiş futbolseverlerin fırsat bu fırsat ağzını açıp gözünü yumduğu o ortamda, yazılanların bir kısmına verilebilecek en iyi cevabın bu video olduğunu düşünmüştüm. Tabi ki Totti’nin yaşlandığı ve gerekmedikçe oynamaması gerektiği (bunları şu iki yazıda tartışmıştık: Totti Krizi ve Gemisini Kurtaran Capitano) herkesin tartışmasız kabul edeceği savlardır. Fakat benim bu videonun cevap oluşturmasını istediğim yazılar, Totti’nin sadece Roma’da yerel bir efsane olabileceği ya da sağ ayağından başka bir şeyi olmayan bir balon olduğu gibi abartılı ithamlardı. Videoyu izlediğiniz zaman neden en iyi cevap olduğunu siz de anlayacaksınız.

Telif hakları nedeniyle Youtube’dan kaldırılan bu videoyu, uzun uğraşlar sonucunda bir Facebook sayfasının tozlu raflarında buldum. Belki de internet ortamında yüklü olduğu tek platformdu ve o da tek kopyaydı. Vakit kaybetmeden Dailymotion’a yükledim aynı başlıkla. Elbette internette bunun gibi onlarca Totti klibi bulabilirsiniz ancak bu videonun biyografik anlatımının eşsiz olduğunu düşünüyorum. Duygusal bir flashback etkisi yaratması açısından, Totti’nin kariyerindeki muhtemelen son sezonuna girdiğimiz şu haftaların atmosferini de yansıtacağına inanıyorum. Videonun altında, videodaki cümlelerin çevirilerini bulabilirsiniz. Fazla uzatmadan sözü esere bırakalım. Ardından, Totti’nin ne olup ne olmadığına bir cevap bulalım.DEVAMINI OKU

UEFA Avrupa Ligi 2016/17: Serie A Takımları Değerlendirmesi

bw8QLQ0

Bu sezon 4 İtalyan takımının katıldığı UEFA Avrupa Liginde grup kuraları çekildi. Bunlardan Inter ve Fiorentina 1. torbadan, Şampiyonlar Ligi Eleme turunda Porto’ya elenen Roma 2. torbadan, geçen sezon ligde puan rekorunu kıran Sassuolo 4. torbadan kuraya girdi. Kura dört takım adına da olumlu sonuçlandı. İtalya takımlarının bulunduğu gruplar:

  • E Grubu: Viktoria Plzen, Roma, Austria Wien, Astra
  • F Grubu: Athletic Bilbao, Genk, Rapid Wien, Sassuolo
  • J Grubu: Fiorentina, PAOK, Liberec, Qarabağ
  • K Grubu: Inter, Sparta Praha, Southampton, Hapoel Beer-Sheva

Bu dört İtalyan takımından şüphesiz en şanslı kurayı çeken Roma oldu. Fiorentina’nın işi de çok kolay gibi görünüyor. Inter Southampton’da zorlanabilir ama ilk 2’ye girmenin yeteceği gruplarda daha kuradan işini garantiye aldı diyebiliriz. Gruplarda kendisinden daha prestijli bir takıma denk gelen tek takım Sassuolo. Athletic Bilbao grubun favorisi, Sassuolo-Genk mücadelesi ikinciyi belirleyecek. İkinci torbadan Fenerbahçe ya da AZ Alkmaar gelebileceğini de hesaba katarsak, Genk fena bir kura değil. Yine de APOEL’in de ikinci torbada olduğunu düşünürsek en iyi kura da değil. Dördüncü torbadan girmesi ve tecrübe eksiği nedeniyle tabi ki Sassuolo’yu en azından bu kadar bir zorluk bekliyordu ancak genel tabloya baktığımızda görüyoruz ki İtalyan takımları için güzel bir kura oldu. DEVAMINI OKU

Serie A 2016-17 Atmosferi ve Açılış Günü Maçları

Juventus' Gonzalo Higuain, right, celebrates with teammate Kwadwo Asamoah after scoring during a Serie A soccer match between Juventus and Fiorentina, at Turin's Juventus Stadium, Saturday, Aug. 20, 2016. (Alessandro Di Marco/ANSA via AP)

Her turnuvanın, sezonun ve hatta bazen tek bir maçın; yıllar sonra bile hatırlanacağı bir hikayesi, unutulmaz bir atmosferi ya da psikolojisi vardır. Bir müsabaka bitiminde hemen bir şeylerle özdeşleşiverir. Örneğin: 2005 Şampiyonlar Ligi finali denince akıllara muhteşem bir geri dönüş gelmektedir. Dünyanın uzak köşelerinden futbolseverler bile geri dönüşün mümkün olduğunu belirtmek için hala birbirlerine “İstanbul’u hatırla.” derler. 2004 Avrupa Şampiyonası -her ne kadar aynı hissetmesem de- çoğu kişide çirkinlik hissi uyandıran ama kaçınılmaz bir şekilde başarılı defans futbolunu ve ev sahibi Portekiz’in gözyaşlarında şekil alan büyük hayal kırıklığını anımsatır. Peki 2015-16 Serie A sezonu? Yeni sezona girmeden önce bu soruya yanıt vermek istiyorum.

Evet, geçen sezonu özetlemek için Juventus’un üst üste şampiyonluk sayısını 5’e çıkarıp önceki sezonun ardından rakiplerini biraz daha üzdüğü sezon diyebilirsiniz. Ama ihmal etmememiz gereken bir ilk 10 hafta var. Öyle bir 10 hafta ki: Juventus yine ligin tartışmasız lideri olması beklenirken tam anlamıyla tökezledi, bunun yanında Fiorentina Kalinic ile birlikte rakiplerinin üstüne gol olup yağdı, Mancini ile yeni bir sayfa açan Inter zirveyi uzun süre bırakmadı, bu yarışa daha sonra Roma da katıldı. Öyle bir 10 hafta ki: Roma’nın galibiyetle ayrıldığı Juventus maçından sonra başkent ekibinin yıldızlarından Pjanic: “Bütün iyi oyuncularını (Vidal, Tevez, Pirlo) bir anda yollarsan böyle olur, Juventus transfer politikasını iyi düşünemedi.” diyerek Juve’ye ders verecek konumda bile hissedebildi kendisini. Fakat bu peri masalının sonunda sonra lig öyle bir tepetaklak oldu ki… Kalinic’le beraber Fiorentina da hız kesti, bol transfer yapıp sezon boyu rotasyona koyan Mancini’nin oynattığı oyunun “defans futbolu” bile olmadığı anlaşıldı ve bir noktada patlak verdi, Roma da kendi kuyusunu kazan Rudi Garcia’nın kısır futboluna takıldı. Onlardan bayrağı devralan Napoli’ye de bir noktadan sonra yetişen Juventus, tüm güzel duyguları katledercesine tahtına yeniden oturdu. İki sezondur zirveye ikincilik koltuğundan bakan Romalılar, eski günlerini arayan Interliler ve efsane yazmaya çok yaklaşan Napoli bu sezon ilk kez “Acaba?” demişti. Bu anlamda 2015-16 sezonu, Juventus’un önce rakiplerini umutlandırıp sonra bütün hayalleri yıkarak çok daha fazla üzdüğü sezondur.

2016-17 sezonu öncesi yaz döneminde de İtalyan futbolunun üzerinde böyle bir kara bulut dolanıyordu. Devrildiği düşünülen kral monarşiyi tekrar ve daha güçlü inşa edince, devrim yaratmak isteyenler daha da bir umutsuzluğa kapılmıştı. Yine de umut verici şeyler yok değildi: sezonun tarih yazan santrforu Higuain Napoli’deydi, üstüne bir de Milik getirilecekti. Kiralık kanatlarıyla rakip beklerin belini büken Roma hepsinin bonservisini alıyor, zayıf savunmasına da takviye yapıyordu. Fakat bu umutların da elimizden alınması, milat kabul edebileceğimiz 23 Temmuz 2016 gününde oldu. 2016-17 sezonunun hala yaşamakta olduğumuz psikolojisi, o gün Higuain’in Juventus’a transfer olmasıyla belirlenmiş oldu. Aşağıdaki görsel, bu psikolojinin ne olduğunu ve nedenini en açıklayıcı şekilde ifade edecektir. DEVAMINI OKU