Juventus – Lazio: Bir Benzer Hikaye

2010 yılında Mourinho yönetimindeki Inter’in yaptığı üçlemeyi yapabilen başka bir takım henüz çıkmadı. Bu üçleme; lig şampiyonluğu, domestik kupa şampiyonluğu ve pek tabii UEFA Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu anlamına geliyor. 2011-12 sezonundan itibaren Serie A’da Conte yönetiminde üst üste şampiyonluklar yaşayan Juventus için üçlemenin eksik kalmış parçalarını tamamlamak biraz zaman alacaktı. Öyleki Conte Azzurri’den gelen teklifi kabul edip Coverciano’nun yolunu tutunca, koltuk Milan’dan gelen Massimiliano Allegri’ye kaldı. Ligde Allegri yönetiminde ilk, üst üste 4.şampiyonluğuna ulaşırken, Coppa Italia’da ise başkent ekibi Lazio’yu 1-2 yenerek gözlerini Berlin’de oynacakları Barcelona finaline çevirdiler. Ne yazık ki günün sonunda sahadan 3-1 mağlup ayrıldılar. Juventus patronu Allegri de farkındaydı. Eksik parçaları tamamlamak biraz daha özveri istiyordu.

Sonuna yaklaştığımız 2016-17 sezonunda ise Juventus üst üste 6. Şampiyonluğunu kazanmak için gün sayıyor. İtalya Kupası Finali’ndeki rakipleri, tıpkı 2 sene önce olduğu gibi başkent ekibi Lazio. Lakin bu sefer Barcelona’dan rövanşını aldıkları bir final yolundalar. Bir başka İspanyol ekibi Real Madrid ile oynacakları dev finali beklerken akıllarda eksik parçaları tamamlamak var. DEVAMINI OKU

Tribündeydik: Roma 3 – 1 Juventus

İtalyan futbolu heyecanlı günler yaşıyor. Ülke futbolunda uzun yıllardır muzaffer olan Juventus, bu başarısını dünya futboluna da taşıma arifesinde. UEFA Şampiyonlar Liginde iki sezon sonra tekrar finale kaldılar. Öte yandan İtalya Kupasında da finaldeler. Ligde ise Scudetto’ya ramak kalmış durumda. Bu da demek oluyor ki bu sezon üçleme yapabilirler. 2009 Barcelona’sı gibi 6 kupaya birden ulaşıp, 2017 Juventus için dünya futbol tarihinin efsane kadroları arasında yer edinebilirler. Ayrıca bu, uzun bir aradan sonra İtalyan futbolunun Avrupa arenasında tekrar ciddi bir şekilde temsil edilmesi demek oluyor.

Öte yandan Roma’da ise bambaşka bir telaş hakim. Totti’nin sezon sonunda emekli olacağı resmen açıklandı. Son maçı olması beklenen Stadio Olimpico’daki Genoa maçı için biletler şimdiden tükendi. İşte tam böyle bir atmosferde geldi 36. haftadaki Roma – Juventus maçı. Totti ebedi dostu Buffon ve ezeli rakibi Juventus’un karşısında son kez forma giyecek, Juventus ise en yakın rakibinin sahasında resmen şampiyonluğunu ilan etmek için mücadele edecekti. Ben de bu tarihi olaya şahit olmak için Roma’ya doğru yola koyuldum… DEVAMINI OKU

Juventus – Barcelona Analiz: Parlayan Elmas

Paulo Dybala henüz gözlerden çok uzaklardayken onun gün yüzüne çıkmamış bir mücevher olduğunu bilen kişi sayısı oldukça azdı. Şimdi ise herkesin dilinde sahaya yansıttığı oyununun arkasında hikayesini de berberinde getiren bu çocuk var.

Juventus – Barcelona eşleşmesi sadece İtalyanları ve İspanyolları değil, tüm futbolseverleri heyecanlandrımaya yetmişti. Serie A’da üst üste altıncı şampiyonluğuna giden, özellikle içeride rakip tanımayan bir Juventus gerçeği; öte yandan birçoklarına göre Paris Saint Germain karşısında futbol tarihinin en büyük geri dönüşlerinden birine imza atan Barcelona. Kağıt üstünde birçok bilinmezlik barındıran bu dev maç başladığında gönlüm İtalyanların tur atlamasından yanaydı.

Juventus Allegri’nin imza denemelerinden biri olan Mandzukic’li bir 4-2-3-1 ile sahaya çıkıyordu. Bir süredir iyi oynamıyorlardı ama kazanma alışkanlıkarı vardı bir kere, istedikleri sonucu almayı biliyorlardı. Fakat bu sefer rakip Barcelona’ydı ve iki yıl önce Berlin’de yarım kalmış bir hesapları vardı. Üçlüden dörtlüye geçilmişti lakin Mandzukic, Dybala ve Higuain bir arada oynadığı için savunma zafiyeti de bir derece daha artıyordu. Barcelona ise mucizevi Paris Saint Germain rövanşındaki 3-4-3’ü bozmamıştı. Juventus’un tam saha yapacağı sert baskıdan başka bir seçeneği gözükmüyordu. Maç bu donelerle başladı ama ilk on dakika içinde yine skoru bulmayı başaran onlar oldu. Golün sahibi Juventus’un parıldayan mücevheri Paulo Dybala’dan başkası değildi. Özellikle golün de gelmesiyle sert ve yıldıran baskıyı sahanın her yerinde görmeye başladık. Sol çizgide Alex Sandro ve Mandzukic Messi’yi yakın markaja alırken, sağ çizgide ise Neymar’ı savunan Dani Alves ve Cuadrado mevcuttu. Ofansif olduğu kadar bir o kadarda sert bir savunma takımı vardı sahada. Barcelona’nın kilit açıcı bu iki yıldızı topla her buluştuğunda markajındaki Juveliler tarafından bertaraf ediliyordu. Tabiri caizse Juventus rakibini döve döve yıldırıyordu. Barcelona sahada dayak yemeye alışıktı, bu yüzden kendi felsefesine sadık kaldı. Nitekim Messi rakip savunmanın bir anlık boşluğunu yakaladığı gibi Iniesta’yı kaleciyle karşı karşıya bıraktı.

Olağanüstü bir refleks ile takımını oyunda tuttu Buffon. İlerleyen pozisyonda Juventus hızlı çıktı ve Dybala nefis sol ayağıyla tekrar parladı. Maç boyunca Juventus rakibini boğmayı başardı ama Higuain’in oldukça yetersiz performansı sebebiyle fazla pozisyon bulamadılar. Son gol İtalyanların çirkin kralı Chiellini’den gelicekti. Üçüncü golle birlikte fişi çeken Juve büyük ölçüde yarı finale göz kırptı. Bir önceki turda 4-0’dan turu çeviren Barcelona için hala bir umut gözüküyor. Ben Juventus’un işi bitirdiği kanaatindeyim. Camp Nou’da muhteşem bir atmosfer olacak ve Katalanlar ilk düdükle birlikte ikinci bir mucizeyi arıyacaklardır. Lakin bu sefer karşılarında vasat bir PSG savunması değil, bu sezon Şampiyonlar Ligi’nde kalesinde sadece iki gol görmüş bir Juventus gerçeği var, birde artık hikayesiyle birlikte parlamaya devam eden Dybala. Hikayesi ise en güzel burada kaleme alınmış:
Aceto Balsamico | Biraz Pirlo Biraz Tevez Ama O Paulo Dybala


Mehmetcan Arısoy  Yazar
favicon-1 faviconcaricaturistamc

Scudetto’nun Ön Koşulu

Cumartesi günü zirve yarışı açısından çok önemli(!) Juventus-Roma maçı oynanacak. Son beş şampiyonu Juventus olan Serie A’nın geride kalan haftalarına da şöyle bir dönüp baktığımızda henüz yarısı bile bitmemişken Napoli, Roma ve Milan’ın şampiyonluk umutlarının yarı yarıya azaldığını görüyoruz. Biraz hafızamızı tazelemek gerekirse: Atalanta, Genoa gibi ortalama üstü takımlara kolayca puan kaybeden Napoli, Roma mağlubiyetiyle tamamen bertaraf olmuştu. Pek de ihtişamlı olmayan oyunuyla “seke seke” zirve yarışında tutunan Milan, Juventus’u yendiğinin ertesi haftası Genoa karşısında dağılarak zaten bitmesi beklenen sek seki erken bitirmişti. Son olarak Roma, son iki haftada hiç umut vâdetmeyen bir futbolla Lazio ve Milan’ı yense de bir hafta öncesinde Pescara’ya karşı verdiği rezil “sınav” en optimistleri bile kara kara düşündürüyor.

Öte yandan Juventus‘un hanesine baktığımızda bambaşka bir hava estiğini görüyoruz. Üç hafta önce Genoa karşısında alınan 3-0’lık mağlubiyet, zirveden 7 puan geride kalmış Roma’nın ve Milan’ın taraftarlarına tekrardan puan hesabı yaptırıp, fikstürlere baktırmıştı. Fakat takip eden iki haftada Gasperini’nin 6 maçlık galibiyet yakalamış Atalanta’sını ve bu sezonun formda Torino’sunu 3-1’lik skorlarla yenen Bianconeri, beni bu yazıyı yazmaya sevk eden çok güzel bir mesaj verdi: Şampiyonluk için puan hesabı yapmadan, zirvedeki takımın puan kaybetmesini beklemeden önce; sizin de aynı kalitede bir takım olmanız gerekiyor. Zirveyle 4 puan fark kaldı, 2 azaldı 3 arttı diyerek sezon sonuna kadar sürükleye sürükleye şampiyon olunmuyor. Diğer takımlar üst üste galibiyet aldıkları zaman seri yakalamış oluyorlar, Juventus mağlubiyet aldığı zamansa uzunca bir seriye tek maçlık ara verilmiş gibi oluyor. Hasımları bile psikolojik olarak böyle hissediyor.

Eğer zirve takipçileri kalite olarak lider takımın yanına bile yaklaşamıyorsa, sezonun son birkaç haftası olmadığı takdirde, kendi takımını “Sahada ölün bu maçı alın!” mentalitesiyle izleyip liderin de puan kaybetmesini beklemek boş bir meşkale olarak kalıyor. Kötü oynadığın futbolla bir iki maç alabilirsin ama koca bir sezondan şampiyon çıkamazsın. Juventus şu an bütün takımlara 5 puan avantaj verse bile hala sezonun favorisi olur. Scudetto’nun Ön Koşulu diye buna diyorum işte: Juventus kalitesinde oyun ve istikrar. DEVAMINI OKU

Serie A 2016-17 Atmosferi ve Açılış Günü Maçları

Juventus' Gonzalo Higuain, right, celebrates with teammate Kwadwo Asamoah after scoring during a Serie A soccer match between Juventus and Fiorentina, at Turin's Juventus Stadium, Saturday, Aug. 20, 2016. (Alessandro Di Marco/ANSA via AP)

Her turnuvanın, sezonun ve hatta bazen tek bir maçın; yıllar sonra bile hatırlanacağı bir hikayesi, unutulmaz bir atmosferi ya da psikolojisi vardır. Bir müsabaka bitiminde hemen bir şeylerle özdeşleşiverir. Örneğin: 2005 Şampiyonlar Ligi finali denince akıllara muhteşem bir geri dönüş gelmektedir. Dünyanın uzak köşelerinden futbolseverler bile geri dönüşün mümkün olduğunu belirtmek için hala birbirlerine “İstanbul’u hatırla.” derler. 2004 Avrupa Şampiyonası -her ne kadar aynı hissetmesem de- çoğu kişide çirkinlik hissi uyandıran ama kaçınılmaz bir şekilde başarılı defans futbolunu ve ev sahibi Portekiz’in gözyaşlarında şekil alan büyük hayal kırıklığını anımsatır. Peki 2015-16 Serie A sezonu? Yeni sezona girmeden önce bu soruya yanıt vermek istiyorum.

Evet, geçen sezonu özetlemek için Juventus’un üst üste şampiyonluk sayısını 5’e çıkarıp önceki sezonun ardından rakiplerini biraz daha üzdüğü sezon diyebilirsiniz. Ama ihmal etmememiz gereken bir ilk 10 hafta var. Öyle bir 10 hafta ki: Juventus yine ligin tartışmasız lideri olması beklenirken tam anlamıyla tökezledi, bunun yanında Fiorentina Kalinic ile birlikte rakiplerinin üstüne gol olup yağdı, Mancini ile yeni bir sayfa açan Inter zirveyi uzun süre bırakmadı, bu yarışa daha sonra Roma da katıldı. Öyle bir 10 hafta ki: Roma’nın galibiyetle ayrıldığı Juventus maçından sonra başkent ekibinin yıldızlarından Pjanic: “Bütün iyi oyuncularını (Vidal, Tevez, Pirlo) bir anda yollarsan böyle olur, Juventus transfer politikasını iyi düşünemedi.” diyerek Juve’ye ders verecek konumda bile hissedebildi kendisini. Fakat bu peri masalının sonunda sonra lig öyle bir tepetaklak oldu ki… Kalinic’le beraber Fiorentina da hız kesti, bol transfer yapıp sezon boyu rotasyona koyan Mancini’nin oynattığı oyunun “defans futbolu” bile olmadığı anlaşıldı ve bir noktada patlak verdi, Roma da kendi kuyusunu kazan Rudi Garcia’nın kısır futboluna takıldı. Onlardan bayrağı devralan Napoli’ye de bir noktadan sonra yetişen Juventus, tüm güzel duyguları katledercesine tahtına yeniden oturdu. İki sezondur zirveye ikincilik koltuğundan bakan Romalılar, eski günlerini arayan Interliler ve efsane yazmaya çok yaklaşan Napoli bu sezon ilk kez “Acaba?” demişti. Bu anlamda 2015-16 sezonu, Juventus’un önce rakiplerini umutlandırıp sonra bütün hayalleri yıkarak çok daha fazla üzdüğü sezondur.

2016-17 sezonu öncesi yaz döneminde de İtalyan futbolunun üzerinde böyle bir kara bulut dolanıyordu. Devrildiği düşünülen kral monarşiyi tekrar ve daha güçlü inşa edince, devrim yaratmak isteyenler daha da bir umutsuzluğa kapılmıştı. Yine de umut verici şeyler yok değildi: sezonun tarih yazan santrforu Higuain Napoli’deydi, üstüne bir de Milik getirilecekti. Kiralık kanatlarıyla rakip beklerin belini büken Roma hepsinin bonservisini alıyor, zayıf savunmasına da takviye yapıyordu. Fakat bu umutların da elimizden alınması, milat kabul edebileceğimiz 23 Temmuz 2016 gününde oldu. 2016-17 sezonunun hala yaşamakta olduğumuz psikolojisi, o gün Higuain’in Juventus’a transfer olmasıyla belirlenmiş oldu. Aşağıdaki görsel, bu psikolojinin ne olduğunu ve nedenini en açıklayıcı şekilde ifade edecektir. DEVAMINI OKU

Scudetto 2016: Juventus’un Dönüşü

ACF Fiorentina v Juventus FC - Serie A

Juventus için küme düşme sonrası Scudetto için asıl dönüş hikayesi 2010 yılına dayansa da 2016 da sezon olarak geri dönüşün en güzel örneklerinden birine sahne oldu. Bianconeri için rüya gibi geçen 2014/15 sezonunun ardından taşlar yerinden oynamaya başlamıştı. Pirlo ABD yolcusu olurken, Tevez’in memleket hasreti baskın geliyor, Vidal ise daha fazla parayı seçip Bayern’e gidince kulüpte dengeler fazlasıyla değişiyordu. Takımdaki kilit oyuncuların kaybedilmesiyle sezon başlangıcı kimsenin tahmin edemeyeceği kadar kötü, hatta felaket olmuştu.

Takıma yeni katılan oyunculardan Mandzukic Atletico Madrid sonrası farklı bir oyun yapısına alışmaya calışırken, genç Dybala kendisine ödenilen fahiş bonservis bedelinin baskısını omuzlanmaya calışıyordu. Bonservis ödenmeden alınan Khedira sakatlıkla boğuşuyor, Alex Sandro ve Cuadrado da sezon başında yeni takımlarına adapte olmaya calışıyorlardı. Takımın yılduzlarından Pogba ise Pirlo sonrası farklı bir sorumluluk üstlenmeye calışırken buluyordu kendini. Kaçınılmaz bir yeniden yapılanmanın içindeydi Juventus. Bütün bunların sonucunda saha içinde 4 yıldır işleyen çark kilitlenmişti.DEVAMINI OKU