Fakir Ama Gururlu Gençlerin Zaferi

milan

Bugün saatler 23:45’i gösterirken San Siro’nun skor tabelasında Milan 1 – 0 Juventus yazıyordu. Milan için Juventus makinasına karşı 9 maçlık kazanamama serisinin sonuydu bu. Aynı zamanda yıllar sonra ilk kez zirve yarışının bu kadar içinde olmaktı. Ama en anlamlısı da çok önce başlattığı gençleşme harekatında büyük zayiat veren, uzun yıllar kadrosunu orta sıra takımlarının oyuncularıyla doldurmuş Milan’ın bu zaferi elinde tutmayı başardığı yetenekli gençlerle kazanmasıydı. 65. dakikada galibiyeti getiren golü 18 yaşındaki Locatelli atıyor, 90+6’da 17 yaşındaki Donnarumma harika bir kurtarış yaparak 3 puanın ev sahibi takımda kalmasını sağlıyordu.

Yukarıdaki görselde Milan ilk 11’inin yaşlarını ve piyasa değerlerini görebilirsiniz. 24 yaş ve altındaki 6 oyuncusu tam anlamıyla genç kategorisinde. Diğerleri de futbol için orta yaşlı diyebiliriz. 30 yaşının üzerinde tek bir oyuncusu bile yok. Üç kategori olması için 30 yaşındaki Bacca ve Paletta’yı kırmızı renk ile gösterdik ama yaşları henüz kırmızı alarm vermiş değil aslında. Ortalamaya vurduğumuzda Milan kadrosunun yaşı 24 çıkıyor. Piyasa değerlerine baktığımızda daha da heyecan verici bir tablo var. Transfermarkt.com‘dan alınan verilere göre kadronun toplam piyasa değeri 132,5 milyon avro. Aynı kaynağa göre bu sezon 95 milyon avro bonservis bedeliyle Juventus’a transfer olan Higuain’in piyasa değeri ise 75 milyon avro. Tek başına Higuain, Milan kadrosunun yarısından daha fazlasına bedel. Ne var ki resminin altında 1,5 milyon avro yazan genç de sahada banknotların değil ayakların top oynadığını bu gece herkese gösterdi. Zirveyle puan farkı 2’ye düşerken, Montella önderliğindeki gençlerin mücadelesi göz doldurdu.

ggroma-kunye
Güven Güngör
Yazar/Editör
favicon-1 faviconGvnGngr

Napoli 1-3 Roma: Napoli Erken Havlu Attı

napoliroma

Milli maç arasının ardından Serie A, Derby del Sole ile start aldı. Napoli, karşılaşmaya hızlı başladı. Roma’nın ilk 15 dakikadaki futbolu, taktik olarak kontra-atağı benimseyecekleri yönündeydi. Öyle de oldu ve Roma savunma disiplinli oyununu ön planda tuttu. Buna karşılık Roma kazandığı topları Salah ve Dzeko’ya uzun paslarla oynadı. Napoli’de sakat Milik’in yerine 11 başlayan Manolo Gabbiadini çok net fırsatlara girmesine rağmen berbat zamanlaması ile üç dört pozisyonu harcadı. Roma ise savunma disiplinini ilk yarının sonlarına kadar korudu ve Napoli kalesine neredeyse sadece birkaç kez gitti. Ancak dakikalar 43’ü gösterdiğinde, Koulibaly’nin savunma arkasına atılan topu kazandıktan sonra Salah’a anlamsızca çalım atmayı denemesi ve topu kaptırması Napoli’ye pahalıya mal oldu. Topu kapan Salah ceza sahasında bomboş olan Dzeko’ya oynadı ve Boşnak oyuncu skoru 0-1’e getirdi. İlk yarıda Napoli’nin girdiği sayısız gol pozisyonunun ardından, Koulibaly’nin yaptığı hata nedeniyle Roma soyunma odasına tek farklı üstünlükle gitti.

İkinci yarıya Napoli baskılı başladı. Yine birkaç pozisona giren Gabbiadini bu pozisyonları değerlendiremedi. Bu anlamda Milik’i ve hatta “hain” ilan edilen Gonzalo Higuain’i arattı. Napoli’nin hücumcularının topu bir türlü kaleye sokamaması ve özellikle Gabbiadini’nin sakarlıkları Roma’yı geçen her dakika daha da güçlü ve diri tutuyordu. En sonunda, 54. dakikada Florenzi’nin serbest vuruşunda Reina’nın hatalı çıkışı ve Dzeko’nun net kafa vuruşu ile skor 0-2’ye getirilince başkent ekibi iyice rahatladı. Golden 3 dakika sonra Gabbiadini tribünlerin ıslıkları arasında kenara alındı ve yerine Mertens girdi. Bu değişiklikten hemen 1 dakika sonra Ghoulam’ın kullandığı kornerde Koulibaly’nin kafa vuruşu skoru 1-2’ye getirdi. Farkı bire indiren Napoli iyice yüklenmeye başladı ama Roma savunması bir türlü geçilemiyordu. Belli ki Spalletti meslektaşı Sarri’nin taktiğini çok iyi analiz etmişti. Napoli’ye rahat top çevirme fırsatı tanımıyorlardı. Dakikalar aktı geçti ve 86. dakikada savunma arkasında atılan topla buluşan Salah skoru 1-3’e getirerek hezimeti tamamlamış oldu. Bu ayrıca Sarri’nin göreve geldiğinden beri içerde aldığı ilk Serie A mağlubiyeti oluyordu. Bu karşılaşmada Napoli’nin oyununu çok iyi analiz eden ve Napoli’ye istediği futbolu oynamasına olanak tanımayan Luciano Spalletti’yi ayrıca tebrik etmek gerekiyor. Napoli açısından baktığımızda ise bu mağlubiyetin ve özellikle de liderle iyice açılan puan farkının ardından öncelikli hedef ligde ilk 3’e girmek ve Şampiyonlar Liginde üst turlara çıkmak olacağa benziyor.

 
Asım Çevik – Yazar
favicon-1 favicona_cevik41

Back to the “Futuro”

de-rossi

Daniele De Rossi, Roma’nın ikinci bayrak adamı. Az bilinen lakabı “Capitan Futuro”, yani Geleceğin Kaptanı. Totti’nin “Il Capitano” (Kaptan) olduğu Roma’da büyük kaptanın veliahtı olmasını betimliyor. Lakabının bile kendi özelliklerini betimleyecek şekilde değil, kaptanın gölgesinde şekillenmiş olması Roma’daki sidekick durumunu çok iyi özetliyor. De Rossi de bu lakaptan rahatsız olduğunu söylüyor ama başka bir sebeple: “…pazu bandını sadece Francesco emekli olduğunda alacağımı bilmek benim ya da taraftarlar için sevindirici bir bilgi değil. O günü kimse ‘Oley, De Rossi kaptan oldu!’ diye kutlamayacak. Hepimiz üzgün olacağız çünkü bu Roma tarihindeki en iyi oyuncunun kramponlarını asması anlamına gelecek.

Sezon başında Roma, Porto’yla Şampiyonlar Ligi Ön Eleme turu oynadı. İlk maç Porto’da 1-1 bitti, ikinci maç Roma’da golsüz beraberlik çıksa bile Giallorossi’ye yetecekti. Ne var ki 9 kişi kalan ev sahibi takım 3-0’lık bir hezimete uğradı. Maçın başında tecrübesine yakışmayacak bir faul ile kırmızı kart gören De Rossi de bu yenilginin en büyük pay sahiplerinden biri oldu. Kulübün sembol isimlerini gözünü kırpmadan cezalandırabilen hoca Spalletti, 2. haftadaki Cagliari maçında kaptan pazu bandını De Rossi’den alıp üçüncü kuşak bayrak adam Florenzi’ye verdi. Buffon’un da dediği gibi “Bunlar soyunma odası kuralları ve ekleyecek bir şey yok.” idi. Fakat fikstür geçiyor, De Rossi’nin cezası bir türlü bitmiyordu. Romalılar bu değişikliğin kalıcı olduğunu düşünmeye başlamıştı. Yıllardır Geleceğin Kaptanı olarak anılan 33 yaşındaki oyuncu, Totti’nin jübile yapacağı sezonda kaptanlıktan mı olmuştu?

Tam ümitler tükenirken Spalletti yüreklere su serpti. Yaklaşık bir ay sonra, deplasmandaki Torino maçında pazu bandı tekrar Capitan Futuro’ya dönüş yaptı. Geçen hafta Inter maçında ise taraftarının karşısına yeniden kaptan olarak çıktı ve müthiş bir performans ortaya koydu. Perşembe günü 1-1 biten İtalya – İspanya maçında da sahadaydı. De Gea’yı ters tarafa yatırarak, futbol otoritelerinin ustaca kullanıldığını belirtmeden geçemediği bir penaltıdan beraberliği getiren golü attı. Eskiden daha ofansif bir rolde oynadığı milli takımla 19. golünü kaydetmiş oldu. Anlaşılan o ki: De Rossi de Totti gibi 40 yaşında jübile yapmaya karar verirse, şu an 25 yaşında olan Florenzi’nin de kaptanlığı devralmak için De Rossi gibi 33 yaşına kadar beklemesi gerekecek…

ggroma-kunye
Güven Güngör
Yazar/Editör
favicon-1 faviconGvnGngr

DÖNÜŞÜM: AC Milan

milan-2016-2017

AC Milan bu sezonki en flaş transferini, Beşiktaş’tan 7.5 M €’ya aldığı 31 yaşındaki Jose Sosa ile yapınca, senelerdir tekrar eden bazı sesler yeniden yükselmeye başladı: “AC Milan çok yaşlı ve hep öyle kalacak! 31 yaşındaki adama 7.5 M € mu verilir?”

İşin ön yüzünde görülen bu olsa da, dikkatli Serie A takipçileri durumun bundan farklı olduğunu görmekteydiler. Evet, 31 yaşında bir oyuncu kadroya katıldı. Ancak hepsi sadece bundan ibaretti.

TRANSFERLER: Kalan sağlar bize yeter
Milan’ın bu sezonki transfer hamlesini 4’e ayırmak mümkün:

1. Bölüm: Dinazorlara yol ver
Diego Lopez, Abbiati, Agazzi, Mexes, Alex, Matri gibi 30+ yaşlarındaki oyuncular ile yollarını ayırdı. Sadece bu gönderilen oyuncular bile takımın yaş ortalamasını düşürmeye yetti. DEVAMINI OKU

Şans, Tesadüfleri Sevmez

liverpoolsanssizligi

Emirates’te kazan, Stamford Bridge’de kazan, son şampiyonu evinde yen ve Burnley’e yenil. Tipik Liverpool. Son yıllarda Liverpool’un ihtiyacı olan şey istikrardı, ve Alman hoca geldiğinden beri Liverpool’un ligdeki en skorer ekip olmasıyla birlikte Jurgen Klopp’un takımının büyük sınavı da bu.

Chelsea’yi yendikten sonra, Salı günü Derby Country ile Lig Kupası’nın üçüncü turu anlamına gelen bir maç olmasına rağmen bütün Liverpool hayranlarının ve futbol alimlerinin gözü Hull City maçının üstündeydi. Hull City maçı dikkat çekti çünkü Liverpool’un ayağının kayabileceği düşünülüyordu. Liverpool’un büyük takımları yenmekle ilgili hiçbir sorunu yoktu. Kırmızılar, orta sıra takımı ya da “büyük oyuncu takımı olmayan” dediklerimize karşı zorlanıyordu. Eğer son yıllarda Liverpool’u takip ediyorsanız, hepimiz Luis Suarez’in öncülüğündeki Liverpool’un şampiyonluğu az farkla kaçırdığı 2013/2014 sezonunu hatırlıyoruz. 101 golle ve sadece 2 puan az gelerek. O müthiş sezonda Liverpool Hull City’ye 3-1 kaybetti ve eğer o maçı kazansalardı, Steven Gerrard bugün gururla Premier Lig madalyası takıyor olurdu. Lakin, o maç Liverpool’un şampiyonluğuna mâl olan maçtı. Liverpool’un Premier Lig’de neredeyse şampiyon olacağı bir başka sezon ise 2008/2009 idi. Liverpool Rafa Benitez yönetimindeyken, Şampiyonlar Liginde Avrupalı güçlerden biriydi. Fernando Torres ve Gerrard adanın her tarafında defanslara dehşet saçıyordu ve herkes Old Trafford’daki Cristiano Ronaldo’lu bir takımın kudretli kırmızılara karşı umutsuz olduğu 4-1’lik deplasman galibiyetini hatırlar. Malesef, o sezon Liverpool şampiyonluk için 4 puan az geldi. O sezon Liverpool’a bir daha geri alınamamak üzere liderliği kaybettiren maç Hull City karşısında alınan beraberlikti. DEVAMINI OKU

Napoli: Serie C Bataklığından Şampiyonlar Ligine

maradona-giordano-careca

Napoli son birkaç yıldır istikrarlı bir yükselişin içinde. Bu istikrarlı yükselişin öncesinde ise 2004 yılında iflas etmişti ve amatöre düşürülmesi söz edilen bir enkaz yığının içindeydi. 80’lerdeki Maradona-Giordano-Careca üçlüsünden -nam-ı diğer “Ma-Gi-Ca”– sonra 90’lar ve 2000’lerdeki başarısızlıklar ve yüksek maliyetli transferler kulübü borç batağına sürüklemişti. Ma-Gi-Ca döneminden geriye kalan ise 2 Serie A şampiyonluğu, 1 İtalya Kupası, 1 İtalya Süper Kupası ve 1 Uefa Kupası‘ydı. Bu başarıların ardından Napoli taraftarı iflas etmiş kulübü kurtarabilmek için birçok gösteride bulundu ve en sonunda Aurelio De Laurentiis elini taşın altına koyup kulübü satın aldı. Uzun pazarlıklar sonrası borçların ödeneceği teminatına karşılık federasyon, yeni sezonda Napoli’yi Serie D’ye değil Serie C’ye düşürme kararı aldı. İşte… her şey yeniden başlıyordu.

Napoli bu ilk sezonunda takımın başına şu anki İtalya Milli Takımının teknik direktörü olan Giampiero Ventura’yı getirmişti. Yapılan transferler ile takımın ilk hedefi bu bataklıktan kurtulup Serie B’ye yükselmekti. Napoli sezon bitiminin ardından play-off’lara kalmıştı. Play-off finalinde bir başka Napoli temsilcisi Avellino ile Serie B’ye yükselme mücadelesi vereceklerdi. Ne var ki ilk maçta San Paolo’da alınan 0-0’lık beraberlik yeterli olmayacaktı. Avellino da kendi evinde 2-1 kazanıp Serie B’ye yükselince Napoli bu bataklıkta 1 sene daha geçirmek zorunda kalacaktı. Bu hezimetin ardından teknik direktörlüğe Edi Reja getirildi. Neticesinde Napoli 2005/06 sezonunda elini kolunu sallaya sallaya Serie C şampiyonu oldu. Bir sonraki sene Serie B’de Calciopoli skandalıyla küme düşürülen ve 2 şampiyonluğu silinen Juventus’un ardından 2. olarak Serie A’ya yükseldi. DEVAMINI OKU

Napoli 6. Hafta Değerlendirmesi: Napoli 2-0 Chievo

napoli6hafta

Juventus’un Palermo deplasmanında 1-0 kazanarak kayıpsız geçtiği haftada Napoli, San Paolo’da Chievo’yu konuk etti ve maçtan 2-0 galibiyetle ayrılıp hanesine 3 puan yazdırdı. Maça hızlı başlayan Napoli geçen maçlara nazaran hücumdaki yaratıcılığı ve çalışkanlığı ile dikkat çekti. Özellikle birkaç maçtır verim alınamayan santrfor bölgesinde bugün sahada olan Gabbiadini ile birkaç pozisyona girdi. Gabbiadini en sonunda Callejon’un pasıyla topla buluşup ceza sahası dışından çektiği sert plase ile takımı 1-0 öne geçirdi. Bu aynı zamanda Manolo Gabbiadini’nin Serie A’daki ilk golü demekti.

Maçtaki kontrolü elinde bulunduran Napoli, 39. dakikada Lorenzo Insigne’nin güzel pasıyla buluşan Marek Hamsik‘in sol ayağından harika bir füze çıkararak skoru 2-0’a getirdi. Bu Hamsik’in Napoli adına attığı 82. gold ve bu alanda 81 gollü Diego Maradona’yı da geride bırakmış oldu. Maçın geneline bakacak olursak Napoli teknik direktörü Maurizio Sarri çarşamba günkü Benfica ile oynayacakları Şampiyonlar Ligi maçını da göze alarak sahaya 3 değişiklikle çıktı. Jose Callejon yaptığı 1 asiste rağmen ayağına aldığı her topu kaleye çekme hastalığını yine atlatamadı. Üçüncü bölgedeki bu bencil oyununa rağmen ligde 6 maçta 5 gollük performansıyla bitiriciliğinin o kadar da kötü olmadığını ispatlamış oldu.

 
Asım Çevik – Yazar
favicon-1 favicona_cevik41

“Normal Biri”nin Liverpool’u…

jurgen

“Aslında kendimi tanımlamaya pek de ihtiyacım yok. Kara Orman’dan geliyorum. Annem büyük ihtimalle televizyon karşısında beni izliyor ve tek bir kelime bile anlamıyordur fakat çok gururludur. Ben tamamen normal bir adamım. Normal biriyim. Buraya gelmeden önce bu kulübü sevdiğimi birçok yerde belirttim. Aldığım karar benim için çok büyük bir karar değildi. Tatilimi yarıda kesebilecek tek takıma geldim. Teklifler aldım, onlara hayır, hayır, şimdi olmaz, dedim ve ardından Liverpool geldi. Sesler tanıdıktı ama abayı yakmıştım. Taraftarı olduğum takıma geldim.”

Önce Almanya Bundesliga’da Bayern Münih hegamonyasını yerle bir etti, sonrasında ise şimdilerde Liverpool ile yeni bir yapılanma, gençleşme operasyonunda. Kimden mi bahsediyoruz? Tabi ki Jürgen Klopp’dan.

8 Ekim 2015 gece yarısı, Liverpool için büyük değişimin başlangıcıydı. 3 yıllık Brendan Rodgers yönetiminden geriye kalan enkazı kim devralacaktı? Yönetim Ancelotti’yi, taraftar ise Klopp’u istiyordu. Bu sefer taraftarın istediği olmuştu. Jürgen Klopp, yönetmek istediği takımının başına geçmişti.  Dortmund’u sıfırdan alıp harikalar yaratan, yıldız almak yerine yıldız yaratmayı tercih eden Klopp, Liverpool’daydı.

Anfield’a ayak basar basmaz söylediği ilk cümle ise şuydu: “İnancını kaybetmiş bu takımın, inancını geri getireceğiz.” DEVAMINI OKU

Yeni Sezonda Napoli

napolibologna1Napoli’nin yaz transfer dönemi, ligde ilk 5 hafta performansı ve 2 sene sonraki Şampiyonlar Ligi serüveni üzerine değerlendirmeler yapacağız.

YAZ TRANSFERLERİ VE 1.HAFTA: PESCARA 2-2 NAPOLI
Napoli bu yaz transfer döneminde Piotr Zielinski, Amadou Diawara, Lorenzo Tonelli, Nikola Maksimovic, Marko Rog, Arkadiusz Milik, Emanuele Giaccherini gibi oyuncuları kadrosuna kattı. Bu 7 futbolcudan 5’inin Serie A tecrübesine ve belli bir potansiyele sahip olmaları, ağırlıklı olarak takım içindeki rotasyon ve kadro derinliği eksikliğini kapatmaya yönelik gibi gözüküyor. Ancak kuşkusuz ki Gonzalo Higuain’in ayrılışından sonra en çok ses getiren transfer Polonyalı Santrafor Arkadiusz Milik. Napoli’nin Serie A ve Şampiyonlar Liginde birden oynayacak olması ve kadro derinliğine yönelik transfer çalışmaları yapması, ilk 11’in santrafor dışında hemen hemen geçen sene gördüğümüz 11’den oluşacağı yönündeydi ki böyle de oldu. Teknik Direktör Maurizio Sarri, ligin ilk karşılaşmasında takımdan ayrılan Gonzalo Higuain ve cezalı Jorginho dışında kadroda değişikliğe gitmedi. Ancak Jorginho’nun cezalı oluşu Napoli’ye çok pahalıya mal oldu ve Napoli oyun kurmakta çok güçlük çekti. Bunun sonucunda 2-0 geriye düştü ve oyuna 2. yarıda dahil olan Dries Mertens kaydettiği 2 golle Napoli’ye 1 puanı getirdi. Ancak özellikle Arkadiusz Milik ve Gabbiadini’nin kötü performansı “Bu sene forvet sıkıntısı mı çekeceğiz?” sorusunu akıllara getirdi.
DEVAMINI OKU

Büyük Düşünemeyen Takım: Roma

santrforlar2

“Roma bir günde inşa edilmedi.” diye bir söz vardır. Bir şeyden sonuç elde etmek için zaman ve sabır gerektiğini anlatır. Fakat bu Roma hiç inşaata başlamış gibi görünmüyor. Şampiyonluğa oynamak isteyen takımlar hiç acımadan baş kesip, teknik adamlar değiştirip, transferler için elleri cebe atarken; Roma var olana tahammül edip mucize beklemeyi yeğledi. Yukarıdaki tabloda üst sıra takımlarının santrforlarının geçen sezonki ve bu sezonun ilk 5 haftasındaki performanslarını görüyoruz. Juventus Dybala ve Mandzukic’ine rağmen gol rekortmeni Higuain’i de kadrosuna katarken Napoli de bu eksiğini Euro 2016’nın flaş ismi Milik’le giderdi ki bu sezonki performansına bakarak sonuç aldıklarını görebiliriz. Inter‘in zaten ortalama üstü, hava hakimiyeti mükemmel olan Icardi’si var ki yine de Brezilya’dan Gabigol’ü getirterek ellerini güçlendirdiler. Milan‘ın geçen sezon getirdiği Bacca İtalya’ya Sevilla’nın UEFA Avrupa Ligi şampiyonu olarak gelmişti. Meyvesini de aldılar, almaya devam ediyorlar.

Roma’nın büyük umutlarla getirdiği Dzeko ise ligde sadece 8 gol attı. İstatistiğe göre konuşursak ligin tepesinde 82 dakikada bir(hemen her maç) gol atan Higuain varken 245 dakikada bir gol atan Dzeko ile şampiyonluk hedeflenmez. Asistleri de hesaba kattığımızda bile Süre/Skor Katkısı istatistiği ancak Bacca’yı geride bırakabiliyor. Bu sezonki 4 golünün 2’si hazırlık maçı gibi geçen ve 4-0 biten Crotone karşısındaydı ki maçtan sonra kendisi de bu 2 golün yeterli olmadığını, daha iyiye gitmesi gerektiğini söyledi. Zaten önemli maçlarda kaçırdıklarını düşününce Boşnak gol makinasının(!) performansı malumunuz. Peki Roma formsuz santrforların rehabilitasyon merkezi midir? Sabatini kaç sezonu daha feda etmek istemektedir? Spalletti bir başka başarısız sezonun ardından hala takımda kalacağını mı düşünmektedir? Dzeko’nun en azından bir alternatifi alınamaz mıydı? Fakat Roma’nın vizyonsuzluğu sadece bununla da sınırlı kalmıyor… DEVAMINI OKU