Zemanlandia ve Günde İki Paket Sigara

‘‘0-0 sıkıcıdır. 5-4 kaybetmek daha iyi, en azından biraz heyecan verici.’’

Futbolun mucitleri olarak gösterilen Rinus Michels, Johan Cruyff ve Arrigo Sacchi gibi futbol adamlarından çok daha radikal, çok daha anarşist ve idealist: Karşınızda Zemanlandia.

Zdeněk Zeman Prag’ta doğup büyüdü, gençliğinde voleybol ve hentbol oynadı. Ayağına top değmemiş bu Çek delikanlının kaderini futbolla kesiştirecek kişi ise 70’lerin başında Juventus’u çalıştıran dayısı Čestmír Vycpálek’ten başkası değildi. 60’lı yılların sonunda Sicilya’ya gelen Zeman menajerlik kariyerine Palermo yakınlarındaki Cinisi, Bacigalupo, Carini, Misilmeri, Esacalza gibi ufak amatör kasaba takımlarını çalıştırarak başladı. 1974 yılında, dayısının da yardımlarıyla, Palermo genç takımın başına geçmesiyle profesyonelliğe ilk adımını attı.

Zeman öyle bir günde Zeman olmadı. Licata, Foggia, Parma ve Messina’yı çalıştırdığı yıllar boyu ülke futbolunun çukuru olan alt liglerin tozunu yuttu, öğütüldü. Foggia’nın başına ikinci kez geçtiği 1989 yılında ise rüştünü ispat edecekti. Giuseppe Signori ve Francesco Baiano gibi parlattığı oyuncular ile birlikte iki sene içinde Foggia’yı Serie C1’den Serie A’ya çıkarmayı başardı ve Zemanlandia efsanesi doğdu. DEVAMINI OKU

Il Ninja: “O Üçüncü” Olabilir Mi?

“Nainggolan artık en iyilerin seviyesinde. Bunu herkes kabul etsin. …en iyi takımlar seviyesinde.” Serie A 26. hafta maçında Roma’nın 3-1 kazandığı Inter deplasmanı sonrası spor spikeri Emre Özcan böyle yazmıştı sosyal medya hesabından. Nainggolan o maçta 2 harika gol atmış ve bu sezon takımını bir kez daha sırtlamıştı.

Bunun üzerine aklıma gelen ilk şey Chiesa di Totti (Totti Kilisesi) adında bir Roma taraftar sitesinin bir ay önce sosyal medya hesabından yazdıkları olmuştu: “Gerson’un satın alma opsiyonu ile Lille’e kiralanma söylentileri var. Görünüşe göre Roma bir tanesini daha ziyan ediyor. Bravo. Basitçe (söylemek gerekirse) Roma’nın bütün bir ilk 11 satın alacak gücü yok. O halde, bir noktada cidden genç oyuncuları yetiştirmen gerekli. … Bugünlerde bir Roma taraftarı olmanın kirli küçük sırrı şu: Bu kulüp Totti ve Daniele De Rossi’nin sadakâtleri olmasaydı yıllar önceden mahvolurdu. Juventus’tan daha fazla para harcayamazlar, hatta bir kere toparlandılar mı Inter ve Milan’dan da. Ve gençleri arsızca kovuyorlar, kaydını tutmak (bile) zor. Ama bu iki kayaları (Totti ve DDR) vardı ki: ayrılmak için her sebepleri vardı ama yapmadılar. Ve diğer iyi-sınırındaki oyuncuları (takıma) cezbettiler. Ve onlarda daha iyi oyuncular olma isteği uyandırdılar.”

Burada bahsi geçen “iyi-sınırındaki”, yani iyi oyuncu olma eşiğindeki oyunculara Lyonlu Pjanic, Udineseli Benatia, Olympiacoslu Manolas ve Cagliarili Nainggolan örnek gösterilebilir. Bugün geldiğimiz noktada Pjanic ve Benatia’nın Roma’da o eşiği geçtikten sonra (Benatia önce Bayern’e uğrasa da) ezeli rakip Juventus’a yolcu olduklarını biliyoruz. Manolas’ın adı sıkça tamamen o eşiği geçmiş oyunculardan oluşan takımlarla anılıyor. Yazın Nainggolan’ın adı da Chelsea’yle anılıyordu ama Roma’da kalıp sarı kırmızılı taraftarların yüreklerine su serpti. Fakat bu sezon Emre Özcan’a o yorumu yaptıran üst düzey oyunu Nainggolan’ın değerini sezon başındakinden çok daha arttırdı. O da artık “eşiği” kesinkes geçmiş durumda. Açık açık Juventus’tan nefret ettiğini söylemesi belki Pjanic’in gittiği yolu ona tamamen kapatsa da başka devler tarafından cezbedilebilir mi? Ya da Nainggolan, eşiği geçmesine yardım eden Roma’nın bu jenerasyondaki üçüncü sadakat örneği olabilir mi? DEVAMINI OKU

Scudetto’nun Ön Koşulu

Cumartesi günü zirve yarışı açısından çok önemli(!) Juventus-Roma maçı oynanacak. Son beş şampiyonu Juventus olan Serie A’nın geride kalan haftalarına da şöyle bir dönüp baktığımızda henüz yarısı bile bitmemişken Napoli, Roma ve Milan’ın şampiyonluk umutlarının yarı yarıya azaldığını görüyoruz. Biraz hafızamızı tazelemek gerekirse: Atalanta, Genoa gibi ortalama üstü takımlara kolayca puan kaybeden Napoli, Roma mağlubiyetiyle tamamen bertaraf olmuştu. Pek de ihtişamlı olmayan oyunuyla “seke seke” zirve yarışında tutunan Milan, Juventus’u yendiğinin ertesi haftası Genoa karşısında dağılarak zaten bitmesi beklenen sek seki erken bitirmişti. Son olarak Roma, son iki haftada hiç umut vâdetmeyen bir futbolla Lazio ve Milan’ı yense de bir hafta öncesinde Pescara’ya karşı verdiği rezil “sınav” en optimistleri bile kara kara düşündürüyor.

Öte yandan Juventus‘un hanesine baktığımızda bambaşka bir hava estiğini görüyoruz. Üç hafta önce Genoa karşısında alınan 3-0’lık mağlubiyet, zirveden 7 puan geride kalmış Roma’nın ve Milan’ın taraftarlarına tekrardan puan hesabı yaptırıp, fikstürlere baktırmıştı. Fakat takip eden iki haftada Gasperini’nin 6 maçlık galibiyet yakalamış Atalanta’sını ve bu sezonun formda Torino’sunu 3-1’lik skorlarla yenen Bianconeri, beni bu yazıyı yazmaya sevk eden çok güzel bir mesaj verdi: Şampiyonluk için puan hesabı yapmadan, zirvedeki takımın puan kaybetmesini beklemeden önce; sizin de aynı kalitede bir takım olmanız gerekiyor. Zirveyle 4 puan fark kaldı, 2 azaldı 3 arttı diyerek sezon sonuna kadar sürükleye sürükleye şampiyon olunmuyor. Diğer takımlar üst üste galibiyet aldıkları zaman seri yakalamış oluyorlar, Juventus mağlubiyet aldığı zamansa uzunca bir seriye tek maçlık ara verilmiş gibi oluyor. Hasımları bile psikolojik olarak böyle hissediyor.

Eğer zirve takipçileri kalite olarak lider takımın yanına bile yaklaşamıyorsa, sezonun son birkaç haftası olmadığı takdirde, kendi takımını “Sahada ölün bu maçı alın!” mentalitesiyle izleyip liderin de puan kaybetmesini beklemek boş bir meşkale olarak kalıyor. Kötü oynadığın futbolla bir iki maç alabilirsin ama koca bir sezondan şampiyon çıkamazsın. Juventus şu an bütün takımlara 5 puan avantaj verse bile hala sezonun favorisi olur. Scudetto’nun Ön Koşulu diye buna diyorum işte: Juventus kalitesinde oyun ve istikrar. DEVAMINI OKU

5 Adımda Eski Günlere Geri Dönüş

1491602_w2

Jose Mourinho’nun üç kupa kazanarak noktaladığı 2009/10 sezonundan bu yana yedi farklı teknik direktör Inter’i çalıştırdı ve her biri gerisinde bir enkaz bırakarak ayrıldı. Her sezona “o sezon bu sezon olmalı” parolasıyla başlayan Milano ekibini hala eski günlerinden çok uzaklarda. Taraftarın takımdan uzaklaşması, yalnış ve kısa vadeli kadro planlamaları ve tabiki takımın kimyasına uymayan teknik adam seçimleri bu sorunlardan sadece birkaçı. Son olarak Lazio’yu çalıştıran Stefano Pioli kısa süren De Boer saltanatının ardından takımın başına getirildi ve ilk maçına Milano Derbisi’nde çıktı. Bir Inter sempatizanı olarak naçizane görüşüm Inter’i düzlüğe çıkartacak ismin Diego Simeone olduğudur. Lakin günümüz şartlarında bunun pek de mümkün olmadığı düşünürsek Inter’in elini çabuk tutması gerekli. Pioli bu kapasiteye sahip fakat değiştirmesi gereken birtakım şeyler olacak. DEVAMINI OKU

RB Leipzig’i Kimse Sevmiyor!

66722

Avusturya’daki Red Bull Salzburg, ABD’deki New York Red Bulls takımlarını büyük ihtimalle duymuşsunuzdur. Belki Brezilya’daki Red Bull Brasil ya da Gana’daki Red Bull Gana takımarını duymamışsınızdır ama hepsi Red Bull GMBH şirketinin altındaki takımlardır. RB Leipzig adında bir takımı gören de onların kulüplerinden biri olduğunu düşünür. Sadece takımın amblemine bakarak bile Red Bull tarafından sahiplenildiğine şüphe yoktur. Ama RB Leipzig’in adı süpriz bir şekilde Red Bull Leipzig değildir. RB RasenBallsport’un kısaltması olarak vardır ve o da 2009 yılında kurulmuş bir futbol takımıdır. İsminin böyle olmasının nedeni Bundesliga’nın hiçbir takımın bir şirket ismince adlandırılmasına izin vermemesidir. Ayrıca kulübün amblemini de biraz değiştirttiler ama hala Red Bull logosu gibi duruyor.

Peki neden herkes bu kulüpten nefret ediyor? Futbol oynamaya gelince çok iyi bir iş çıkardılar. 7 senede 5 lig yükseldiler ve şu anda aldıkları üst üste 6 galibiyetle Bayern Münih’in 3 puan önünde zirvede oturuyorlar. Ne var ki, nefret edilen şey futbolları değildir. Bir ideoloji olarak kulübün kendisi ve Bundesliga’nın son sezonlarda başardığı şeyleri yıkmaya çalışan modern futboldur nefret edilen. RB Leipzig modern, naylon bir kulüp.

Almanya’da, kulüpler 50+1 kuralına saygı göstermek zorunda. Bu da demek oluyor ki hiçbir kulüp patronu kulübü kendi başına yönetemez ve kararlar verilirken genellikle taraftarların seçmiş olduğu yönetim kurulu üyeleri arasında bir çoğunluk sağlanmalıdır. RB’nin bu kuraldan sıyrılmak için yaptığı şey, tüm Alman futbolseverleri çılgına çevirdi. Taraftarlar için 800 avroluk bir üyelik ücreti belirledi, Bayern Münih’inkinin 10 katı, ve oy verme hakkına sahip sadece 17 üyeleri var. Bayern Münich’in 224,000 varken (evet 224,000)… Bu, kulübü hakimiyet altında tutmak için yapıldı ve çoğu üye de Red Bull çalışanı. Uzun lafın kısası para kazanmak için, enerji içeceği satmak için yapılmış bir kulüp. Almanya’daki gelenek böyle değil. Taraftarlar kulüplerin çok büyük bir parçası ve kulüplere sponsor olan şirketlere dair düzenlemeler var. Taraftarların haklarını koruyan kurallar var ama RedBull bunları duymak istemiyor. Bütün Almanya’da futbolseverlerin protestoları sürüyor. Bazıları takımlarının sezon öncesinde RB Leipzig ile oynamamasını sağladı ve deplasman taraftarlarından boykot da oluyor.

Geleceğin bu takıma neler getireceğini göreceğiz ama kesin olan bir şey varsa geleneksel futbolu mahvettikleri. Onlar sadece naylon bir kulüp.

liverpool
Astrit Imeri  Yazar
favicon-1

Fakir Ama Gururlu Gençlerin Zaferi

milan

Bugün saatler 23:45’i gösterirken San Siro’nun skor tabelasında Milan 1 – 0 Juventus yazıyordu. Milan için Juventus makinasına karşı 9 maçlık kazanamama serisinin sonuydu bu. Aynı zamanda yıllar sonra ilk kez zirve yarışının bu kadar içinde olmaktı. Ama en anlamlısı da çok önce başlattığı gençleşme harekatında büyük zayiat veren, uzun yıllar kadrosunu orta sıra takımlarının oyuncularıyla doldurmuş Milan’ın bu zaferi elinde tutmayı başardığı yetenekli gençlerle kazanmasıydı. 65. dakikada galibiyeti getiren golü 18 yaşındaki Locatelli atıyor, 90+6’da 17 yaşındaki Donnarumma harika bir kurtarış yaparak 3 puanın ev sahibi takımda kalmasını sağlıyordu.

Yukarıdaki görselde Milan ilk 11’inin yaşlarını ve piyasa değerlerini görebilirsiniz. 24 yaş ve altındaki 6 oyuncusu tam anlamıyla genç kategorisinde. Diğerleri de futbol için orta yaşlı diyebiliriz. 30 yaşının üzerinde tek bir oyuncusu bile yok. Üç kategori olması için 30 yaşındaki Bacca ve Paletta’yı kırmızı renk ile gösterdik ama yaşları henüz kırmızı alarm vermiş değil aslında. Ortalamaya vurduğumuzda Milan kadrosunun yaşı 24 çıkıyor. Piyasa değerlerine baktığımızda daha da heyecan verici bir tablo var. Transfermarkt.com‘dan alınan verilere göre kadronun toplam piyasa değeri 132,5 milyon avro. Aynı kaynağa göre bu sezon 95 milyon avro bonservis bedeliyle Juventus’a transfer olan Higuain’in piyasa değeri ise 75 milyon avro. Tek başına Higuain, Milan kadrosunun yarısından daha fazlasına bedel. Ne var ki resminin altında 1,5 milyon avro yazan genç de sahada banknotların değil ayakların top oynadığını bu gece herkese gösterdi. Zirveyle puan farkı 2’ye düşerken, Montella önderliğindeki gençlerin mücadelesi göz doldurdu.

ggroma-kunye
Güven Güngör
Yazar/Editör
favicon-1 faviconGvnGngr

Napoli 1-3 Roma: Napoli Erken Havlu Attı

napoliroma

Milli maç arasının ardından Serie A, Derby del Sole ile start aldı. Napoli, karşılaşmaya hızlı başladı. Roma’nın ilk 15 dakikadaki futbolu, taktik olarak kontra-atağı benimseyecekleri yönündeydi. Öyle de oldu ve Roma savunma disiplinli oyununu ön planda tuttu. Buna karşılık Roma kazandığı topları Salah ve Dzeko’ya uzun paslarla oynadı. Napoli’de sakat Milik’in yerine 11 başlayan Manolo Gabbiadini çok net fırsatlara girmesine rağmen berbat zamanlaması ile üç dört pozisyonu harcadı. Roma ise savunma disiplinini ilk yarının sonlarına kadar korudu ve Napoli kalesine neredeyse sadece birkaç kez gitti. Ancak dakikalar 43’ü gösterdiğinde, Koulibaly’nin savunma arkasına atılan topu kazandıktan sonra Salah’a anlamsızca çalım atmayı denemesi ve topu kaptırması Napoli’ye pahalıya mal oldu. Topu kapan Salah ceza sahasında bomboş olan Dzeko’ya oynadı ve Boşnak oyuncu skoru 0-1’e getirdi. İlk yarıda Napoli’nin girdiği sayısız gol pozisyonunun ardından, Koulibaly’nin yaptığı hata nedeniyle Roma soyunma odasına tek farklı üstünlükle gitti.

İkinci yarıya Napoli baskılı başladı. Yine birkaç pozisona giren Gabbiadini bu pozisyonları değerlendiremedi. Bu anlamda Milik’i ve hatta “hain” ilan edilen Gonzalo Higuain’i arattı. Napoli’nin hücumcularının topu bir türlü kaleye sokamaması ve özellikle Gabbiadini’nin sakarlıkları Roma’yı geçen her dakika daha da güçlü ve diri tutuyordu. En sonunda, 54. dakikada Florenzi’nin serbest vuruşunda Reina’nın hatalı çıkışı ve Dzeko’nun net kafa vuruşu ile skor 0-2’ye getirilince başkent ekibi iyice rahatladı. Golden 3 dakika sonra Gabbiadini tribünlerin ıslıkları arasında kenara alındı ve yerine Mertens girdi. Bu değişiklikten hemen 1 dakika sonra Ghoulam’ın kullandığı kornerde Koulibaly’nin kafa vuruşu skoru 1-2’ye getirdi. Farkı bire indiren Napoli iyice yüklenmeye başladı ama Roma savunması bir türlü geçilemiyordu. Belli ki Spalletti meslektaşı Sarri’nin taktiğini çok iyi analiz etmişti. Napoli’ye rahat top çevirme fırsatı tanımıyorlardı. Dakikalar aktı geçti ve 86. dakikada savunma arkasında atılan topla buluşan Salah skoru 1-3’e getirerek hezimeti tamamlamış oldu. Bu ayrıca Sarri’nin göreve geldiğinden beri içerde aldığı ilk Serie A mağlubiyeti oluyordu. Bu karşılaşmada Napoli’nin oyununu çok iyi analiz eden ve Napoli’ye istediği futbolu oynamasına olanak tanımayan Luciano Spalletti’yi ayrıca tebrik etmek gerekiyor. Napoli açısından baktığımızda ise bu mağlubiyetin ve özellikle de liderle iyice açılan puan farkının ardından öncelikli hedef ligde ilk 3’e girmek ve Şampiyonlar Liginde üst turlara çıkmak olacağa benziyor.

 
Asım Çevik – Yazar
favicon-1 favicona_cevik41

Back to the “Futuro”

de-rossi

Daniele De Rossi, Roma’nın ikinci bayrak adamı. Az bilinen lakabı “Capitan Futuro”, yani Geleceğin Kaptanı. Totti’nin “Il Capitano” (Kaptan) olduğu Roma’da büyük kaptanın veliahtı olmasını betimliyor. Lakabının bile kendi özelliklerini betimleyecek şekilde değil, kaptanın gölgesinde şekillenmiş olması Roma’daki sidekick durumunu çok iyi özetliyor. De Rossi de bu lakaptan rahatsız olduğunu söylüyor ama başka bir sebeple: “…pazu bandını sadece Francesco emekli olduğunda alacağımı bilmek benim ya da taraftarlar için sevindirici bir bilgi değil. O günü kimse ‘Oley, De Rossi kaptan oldu!’ diye kutlamayacak. Hepimiz üzgün olacağız çünkü bu Roma tarihindeki en iyi oyuncunun kramponlarını asması anlamına gelecek.

Sezon başında Roma, Porto’yla Şampiyonlar Ligi Ön Eleme turu oynadı. İlk maç Porto’da 1-1 bitti, ikinci maç Roma’da golsüz beraberlik çıksa bile Giallorossi’ye yetecekti. Ne var ki 9 kişi kalan ev sahibi takım 3-0’lık bir hezimete uğradı. Maçın başında tecrübesine yakışmayacak bir faul ile kırmızı kart gören De Rossi de bu yenilginin en büyük pay sahiplerinden biri oldu. Kulübün sembol isimlerini gözünü kırpmadan cezalandırabilen hoca Spalletti, 2. haftadaki Cagliari maçında kaptan pazu bandını De Rossi’den alıp üçüncü kuşak bayrak adam Florenzi’ye verdi. Buffon’un da dediği gibi “Bunlar soyunma odası kuralları ve ekleyecek bir şey yok.” idi. Fakat fikstür geçiyor, De Rossi’nin cezası bir türlü bitmiyordu. Romalılar bu değişikliğin kalıcı olduğunu düşünmeye başlamıştı. Yıllardır Geleceğin Kaptanı olarak anılan 33 yaşındaki oyuncu, Totti’nin jübile yapacağı sezonda kaptanlıktan mı olmuştu?

Tam ümitler tükenirken Spalletti yüreklere su serpti. Yaklaşık bir ay sonra, deplasmandaki Torino maçında pazu bandı tekrar Capitan Futuro’ya dönüş yaptı. Geçen hafta Inter maçında ise taraftarının karşısına yeniden kaptan olarak çıktı ve müthiş bir performans ortaya koydu. Perşembe günü 1-1 biten İtalya – İspanya maçında da sahadaydı. De Gea’yı ters tarafa yatırarak, futbol otoritelerinin ustaca kullanıldığını belirtmeden geçemediği bir penaltıdan beraberliği getiren golü attı. Eskiden daha ofansif bir rolde oynadığı milli takımla 19. golünü kaydetmiş oldu. Anlaşılan o ki: De Rossi de Totti gibi 40 yaşında jübile yapmaya karar verirse, şu an 25 yaşında olan Florenzi’nin de kaptanlığı devralmak için De Rossi gibi 33 yaşına kadar beklemesi gerekecek…

ggroma-kunye
Güven Güngör
Yazar/Editör
favicon-1 faviconGvnGngr

DÖNÜŞÜM: AC Milan

milan-2016-2017

AC Milan bu sezonki en flaş transferini, Beşiktaş’tan 7.5 M €’ya aldığı 31 yaşındaki Jose Sosa ile yapınca, senelerdir tekrar eden bazı sesler yeniden yükselmeye başladı: “AC Milan çok yaşlı ve hep öyle kalacak! 31 yaşındaki adama 7.5 M € mu verilir?”

İşin ön yüzünde görülen bu olsa da, dikkatli Serie A takipçileri durumun bundan farklı olduğunu görmekteydiler. Evet, 31 yaşında bir oyuncu kadroya katıldı. Ancak hepsi sadece bundan ibaretti.

TRANSFERLER: Kalan sağlar bize yeter
Milan’ın bu sezonki transfer hamlesini 4’e ayırmak mümkün:

1. Bölüm: Dinazorlara yol ver
Diego Lopez, Abbiati, Agazzi, Mexes, Alex, Matri gibi 30+ yaşlarındaki oyuncular ile yollarını ayırdı. Sadece bu gönderilen oyuncular bile takımın yaş ortalamasını düşürmeye yetti. DEVAMINI OKU

Şans, Tesadüfleri Sevmez

liverpoolsanssizligi

Emirates’te kazan, Stamford Bridge’de kazan, son şampiyonu evinde yen ve Burnley’e yenil. Tipik Liverpool. Son yıllarda Liverpool’un ihtiyacı olan şey istikrardı, ve Alman hoca geldiğinden beri Liverpool’un ligdeki en skorer ekip olmasıyla birlikte Jurgen Klopp’un takımının büyük sınavı da bu.

Chelsea’yi yendikten sonra, Salı günü Derby Country ile Lig Kupası’nın üçüncü turu anlamına gelen bir maç olmasına rağmen bütün Liverpool hayranlarının ve futbol alimlerinin gözü Hull City maçının üstündeydi. Hull City maçı dikkat çekti çünkü Liverpool’un ayağının kayabileceği düşünülüyordu. Liverpool’un büyük takımları yenmekle ilgili hiçbir sorunu yoktu. Kırmızılar, orta sıra takımı ya da “büyük oyuncu takımı olmayan” dediklerimize karşı zorlanıyordu. Eğer son yıllarda Liverpool’u takip ediyorsanız, hepimiz Luis Suarez’in öncülüğündeki Liverpool’un şampiyonluğu az farkla kaçırdığı 2013/2014 sezonunu hatırlıyoruz. 101 golle ve sadece 2 puan az gelerek. O müthiş sezonda Liverpool Hull City’ye 3-1 kaybetti ve eğer o maçı kazansalardı, Steven Gerrard bugün gururla Premier Lig madalyası takıyor olurdu. Lakin, o maç Liverpool’un şampiyonluğuna mâl olan maçtı. Liverpool’un Premier Lig’de neredeyse şampiyon olacağı bir başka sezon ise 2008/2009 idi. Liverpool Rafa Benitez yönetimindeyken, Şampiyonlar Liginde Avrupalı güçlerden biriydi. Fernando Torres ve Gerrard adanın her tarafında defanslara dehşet saçıyordu ve herkes Old Trafford’daki Cristiano Ronaldo’lu bir takımın kudretli kırmızılara karşı umutsuz olduğu 4-1’lik deplasman galibiyetini hatırlar. Malesef, o sezon Liverpool şampiyonluk için 4 puan az geldi. O sezon Liverpool’a bir daha geri alınamamak üzere liderliği kaybettiren maç Hull City karşısında alınan beraberlikti. DEVAMINI OKU