Serie A 2016-17 Atmosferi ve Açılış Günü Maçları

Juventus' Gonzalo Higuain, right, celebrates with teammate Kwadwo Asamoah after scoring during a Serie A soccer match between Juventus and Fiorentina, at Turin's Juventus Stadium, Saturday, Aug. 20, 2016. (Alessandro Di Marco/ANSA via AP)

Her turnuvanın, sezonun ve hatta bazen tek bir maçın; yıllar sonra bile hatırlanacağı bir hikayesi, unutulmaz bir atmosferi ya da psikolojisi vardır. Bir müsabaka bitiminde hemen bir şeylerle özdeşleşiverir. Örneğin: 2005 Şampiyonlar Ligi finali denince akıllara muhteşem bir geri dönüş gelmektedir. Dünyanın uzak köşelerinden futbolseverler bile geri dönüşün mümkün olduğunu belirtmek için hala birbirlerine “İstanbul’u hatırla.” derler. 2004 Avrupa Şampiyonası -her ne kadar aynı hissetmesem de- çoğu kişide çirkinlik hissi uyandıran ama kaçınılmaz bir şekilde başarılı defans futbolunu ve ev sahibi Portekiz’in gözyaşlarında şekil alan büyük hayal kırıklığını anımsatır. Peki 2015-16 Serie A sezonu? Yeni sezona girmeden önce bu soruya yanıt vermek istiyorum.

Evet, geçen sezonu özetlemek için Juventus’un üst üste şampiyonluk sayısını 5’e çıkarıp önceki sezonun ardından rakiplerini biraz daha üzdüğü sezon diyebilirsiniz. Ama ihmal etmememiz gereken bir ilk 10 hafta var. Öyle bir 10 hafta ki: Juventus yine ligin tartışmasız lideri olması beklenirken tam anlamıyla tökezledi, bunun yanında Fiorentina Kalinic ile birlikte rakiplerinin üstüne gol olup yağdı, Mancini ile yeni bir sayfa açan Inter zirveyi uzun süre bırakmadı, bu yarışa daha sonra Roma da katıldı. Öyle bir 10 hafta ki: Roma’nın galibiyetle ayrıldığı Juventus maçından sonra başkent ekibinin yıldızlarından Pjanic: “Bütün iyi oyuncularını (Vidal, Tevez, Pirlo) bir anda yollarsan böyle olur, Juventus transfer politikasını iyi düşünemedi.” diyerek Juve’ye ders verecek konumda bile hissedebildi kendisini. Fakat bu peri masalının sonunda sonra lig öyle bir tepetaklak oldu ki… Kalinic’le beraber Fiorentina da hız kesti, bol transfer yapıp sezon boyu rotasyona koyan Mancini’nin oynattığı oyunun “defans futbolu” bile olmadığı anlaşıldı ve bir noktada patlak verdi, Roma da kendi kuyusunu kazan Rudi Garcia’nın kısır futboluna takıldı. Onlardan bayrağı devralan Napoli’ye de bir noktadan sonra yetişen Juventus, tüm güzel duyguları katledercesine tahtına yeniden oturdu. İki sezondur zirveye ikincilik koltuğundan bakan Romalılar, eski günlerini arayan Interliler ve efsane yazmaya çok yaklaşan Napoli bu sezon ilk kez “Acaba?” demişti. Bu anlamda 2015-16 sezonu, Juventus’un önce rakiplerini umutlandırıp sonra bütün hayalleri yıkarak çok daha fazla üzdüğü sezondur.

2016-17 sezonu öncesi yaz döneminde de İtalyan futbolunun üzerinde böyle bir kara bulut dolanıyordu. Devrildiği düşünülen kral monarşiyi tekrar ve daha güçlü inşa edince, devrim yaratmak isteyenler daha da bir umutsuzluğa kapılmıştı. Yine de umut verici şeyler yok değildi: sezonun tarih yazan santrforu Higuain Napoli’deydi, üstüne bir de Milik getirilecekti. Kiralık kanatlarıyla rakip beklerin belini büken Roma hepsinin bonservisini alıyor, zayıf savunmasına da takviye yapıyordu. Fakat bu umutların da elimizden alınması, milat kabul edebileceğimiz 23 Temmuz 2016 gününde oldu. 2016-17 sezonunun hala yaşamakta olduğumuz psikolojisi, o gün Higuain’in Juventus’a transfer olmasıyla belirlenmiş oldu. Aşağıdaki görsel, bu psikolojinin ne olduğunu ve nedenini en açıklayıcı şekilde ifade edecektir. 

juventusab
Fitbol Dergi Ağustos 2016 sayısı 12. sayfa

Son bir aydır internet ortamında pek çok farklı varyasyonlarını görmüş olabileceğiniz bu görsel, sıklıkla “Juventus A vs Juventus B” başlığı altında paylaşılıyor. Kadrolar biraz değişiyor, başlık da değişiyor ancak tartışmasız herkesin hemfikir olduğu tek bir gerçek var: Juventus B kadrosu bile Serie A’da şampiyonluğa oynar. 

* * *

Cuma günü Manchester United – Southampton maçını izledim. Pogba’nın ayağından topu almak mümkün değildi: ya rakiple top arasına güçlü vücudunu koyuyor, ya uzun bacaklarını topa kanca gibi atıyor ya da kıvrak bilekleriyle iki kişinin arasında harikalar yaratıyordu. Ne oluyorsa oluyor, sakladığı topu en verimli şekilde atağa dahil ediyor ve Old Trafford tribünlerini coşturuyordu. Belki de bu sezon Ibrahimovic’le birlikte Kırmızı Şeytanların itici gücü olacak. Bu kadar önemli bir oyuncunun gidişi İtalyan tarafında en azından bir tedirginlik yaratmalıydı. Fakat bu kaybın ardından hala rakiplerinin bile Juventus’tan son derece emin olması, işin ne boyutlara geldiğini çok iyi özetliyor.

Kral artık her zamankinden daha güçlü. Bütün güzellikler, onun elinde toplanmaya başlanıyor. Coğrafi keşifler çağında fethettiği yeni coğrafyalardaki otantik kültürleri ve etnik unsurları yutan emperyal güçler gibi bütün çeşitliliği yok ediyor. Napoli’de devrimci lider Sarri’nin elinde kendini yeniden bulan Higuain, güçlü tarafta olmayı seçti. Kral biraz gözden düşünce hemen karşı propoganda yapan Pjanic bile sembollerinden biri haline gelmeye başladığı taraftan, bükemediği eli öpmek için vazgeçti.

On yıl öncesinin Serie A’sını düşünelim: Fiorentina akıllarda Luca Toni ile özdeşleşmiştir. Geçen seneye kadar ise Udinese Antonio Di Natale ile. En küçük takımlarda bile takımıyla özdeşleştirdiğimiz, izlemekten keyif almayı beklediğimiz ve büyük takımlara karşı en etkili silahları olarak anılan bir isim vardır. Elbette küçük balığın parlattığı yıldızlar büyük balık tarafından yenmeye ve kendi yıldız topluluğuna dahil edilmeye mâhkumdur. Bunu reddederek takımlarını bırakmayan De Rossi ya da Hamsik gibi istisnalar da her zaman var olacaktır. Fakat tek bir büyük balık, diğer büyük balıkları dahi kolayca yutup onların yanında devleşmeye başladığında, bu habitatta rekabetin tatsız bir şekilde azalacağı kesindir. Yıllar önce Fransa’da Olimpique Lyon tarafından kurulan hegemonyada olduğu gibi lig, diğer takımlar tarafından yapılan bir ikincilik yarışına dönüşebilir. İşte 2016-17 Serie A sezonu, böyle bir atmosferde başladı…

309b1c4530d6233cfb39022327de8acc-12945-kgMH-U1090235845906qOD-1024x576@LaStampa.it
Spalletti Udinese maçından önce basın toplantısında.

ROMA’NIN TRANSFER DÖNEMİ
Sezonun açılış maçını (Roma-Udinese) konuşmadan önce Roma’nın transfer sezonunu nasıl değerlendirdiğini hatırlayalım. Transfer döneminde Roma, inşaata yeni tuğlalar koymaktan ziyade mevcut tuğlaların arasına harç sürmek zorunda kaldı. Çünkü Salah, El Shaarawy gibi geçen sezonun kilit oyuncuları ve ayrıca Dzeko, Rüdiger gibi çok forma giyen oyuncular kiralıktı: Bonservisleri alındı. Yeni yapılan transferler ise şöyle:

  • Brezilya’dan Internacional’in göze çarpan 23 yaşındaki kalecisi Alisson alındı.
  • Rüdiger Aralık 2016’ya kadar sakat olacağı için Federico Fazio ve Thomas Vermaelen kiralandı.
  • Digne’nin Barcelona’ya gitmesinden ötürü sol bek oynayabilen Juan Jesus kiralandı.
  • Florenzi gibi sağlam bir sağ bek olmasına rağmen -sanırım Maicon’un sözleşmesi yenilenmediği için alternatif olarak- Bruno Peres kiralandı.

* * *

Artık yarım senedir takımın başında olan Spalletti’yi biraz tanıdıysak oyuncuları konusunda şöyle bir karakteri olduğunu söyleyebiliriz: İstenileni veremeyen oyuncularını kadrodan kesmek yerine onların arkasında durup güven aşılayan ve takıma kazandırmaya çalışan bir hoca. Rüdiger ve Dzeko tercihlerinde bu felsefeyi görüyoruz. Üç ay önceki Serie A’da Juventus’la Yarışabilecek Tek Roma başlıklı yazımda Roma’nın takviye yapması gereken bölgelerle ilgili söylediklerim ve gerçekte yapılanları karşılaştıralım:

  • Kaleci: “Szczesny yerine kesinlikle daha dev bir isim lazım.
    Nitekim bu sezon Alisson alındı ancak Spalletti’nin Szczesny hakkında benimle aynı mı düşündüğünü, bu transferi neden yaptığını hala bilemeyiz. Alisson şimdilik Szczesny’den bir kademe üstün görünüyor.
  • Savunma: “Manolas ve Rüdiger yerine Murillo ve Acerbi gibi üst düzey stoperler lazım.”
    Manolas yerini koruyor, Rüdiger yerineyse sadece sakat olduğu için kiralık transfer yapıldı. Yine de dolaylı sebeplerden de olsa isteğimiz gerçekleşti diyebiliriz. Peki yerine konan oyuncular üst düzey mi? Thomas Vermaelen Barcelona’da 2 sezonda 11 lig maçına çıkmış bir oyuncu. Porto ile oynanan Şampiyonlar Ligi Ön Eleme maçında erkenden kırmızı kart yiyip takımını oyundan düşürdü ve önde götürülen maçın berabere bitmesindeki en büyük etken oldu. Form düzeyinin isminin büyüklüğünü yakalaması zaman alabilir, belki de bu hiç olmayabilir.
    Fazio’yu henüz 10 dakika izleyebildik, zamanla tanıyacağız.
  • Orta Saha: “Orta saha kusursuz. Pjanic ya da Nainggolan’dan biri gitse bile Strootman o boşluğu dolduracaktır.”
    Nitekim Nainggolan kaldı, giden Pjanic’in yerine Strootman geçti. Kiralıktan dönen Paredes de sözleşmesi yenilenmeyen Seydou Keita’nın yerini alarak De Rossi’nin yeni alternatifi oldu. Hatta Bruno Peres’in sağ bekte oynaması Florenzi’yi orta sahaya bile kaydırabilir.
  • Forvet: “Spalletti her ne kadar Dzeko’nun arkasında görünse de, tolere edilemeyecek maçlarda onun yerine Perotti’yi False 9 oynattı, hatta zaman zaman 39 yaşındaki Totti’ye iş düştü. Dzeko yerine kesinlikle Bacca ve Immobile gibi iki santrfor lazım.”
    Roma transfer döneminde Bacca’ya ve Bologna’nın 19 yaşındaki santrforu Diawara’ya hamle yapıyormuş gibi gözükse de hiçbir ciddi girişim olmadı. Dünkü maçtan önce Spalletti “Dzeko’nun sezon boyu arkasındayım.” dedi. Dzeko da gayet kendinden emin konuştu ve geçen sezonki performansı sorulunca “Geçen sezonu hatırlamıyorum.” dedi.

Görünen o ki Roma en çok muzdarip olduğu iki bölgede önce tekrar Dzeko için, Aralık’tan itibaren de tekrar Rüdiger için sabretmeye ve tolerans göstermeye çalışacak.

image-95
Roma – Udinese. Perotti penaltı vuruşunu yapıyor.

AÇILIŞ MAÇI: ROMA – UDINESE
Türkiye saati ile 19:00’da Serie A açılışı yaptı. Aslında gözler daha çok 21:45’teki Juventus – Fiorentina karşılaşmasında olacaktı ama n’olursa olsun bu da Juventus’u zorlayabilme ihtimali olan iki takımdan birinin, Roma’nın maçıydı. Bir yandan Şampiyonlar Ligi’nde de ön eleme oynayan Roma ise pek çok kilit oyuncusunu kenarda tutuyordu. Hafta içinde Porto karşısında ter döken Alisson yerine Szczesny, Florenzi yerine Porto maçından bir gün önce Roma’ya inen Bruno Peres ve Juan Jesus yerine genç sol bek Emerson sahaya çıkıyordu. Vermaelen ise Porto maçında kırmızı kart görüp erkenden çıktığı için “oynadığından bir şey anlamamış” olacak ki Fazio yerine tekrar o sahadaydı. Orta sahada De Rossi yerini Paredes’e bırakmıştı. Forvet hattında ise ilk 11 başlayan Perotti’nin yerini El Shaarawy almıştı.

İlk yarıda Stadio Olimpico çok çetin bir mücadeleye tanık oldu. Roma Nainggolan gibi roketatar ayaklarının uzaklardan yolladığı füzelerle kaleyi yoklamaya çalışırken, Udinese de Zapata gibi siyahi ve yırtıcı oyuncularla ceza sahası içerisinde birkaç pozisyon buluyordu. Roma’nın ceza sahası içinden vurabildiği tek şut Dzeko’nun ayaklarından dışarı gidiyordu. Giallorossi’nin yeni defansı olağanüstü oynamasa da kesinlikle hata yapmıyor, Udinese’de de orta stoper Danilo ve önündeki çok tecrübeli İzlandalı Hallfreðsson geçit vermiyordu. Strootman ve Paredes iyi bir harmoni yakalamış gibiydi. Topa hakim olan taraf Roma, maçın hakimi ise hiçkimseydi.

İkinci yarıda Spalletti yaratıcı ve dribling ustası El Shaarawy yerine bitiriciliği olan Perotti‘yi sahaya sürdü. Altı dakika sonra ceza sahasında aldığı topu iyi saklayan ve rakibini ekarte eden Dzeko, penaltıyı aldı. Biraz önce oyuna giren Perotti topu noktaya koydu. Gerildi, topa doğru koşarken son adımında duraksayıp kafasını kaldırdı ve o ana kadar hata yapmamış olan kaleci Karnezis‘in atlamak üzere olduğu köşeyi gördü, diğer köşeye topu yolladı. 10 dakika sonra Salah’ın kazandığı penaltıda yine aynı ustalıkta bir vuruş ile farkı ikiye çıkardı. İyice dağılan rakip kademenin içine Peres’in pasıyla sarkan Nainggolan, çok zor bir asist yaparak içeride kendisini boşa çıkaran Dzeko‘yu buldu: 3-0. İki dakika sonra ise Muhammed Salah kaleciden dönen kafa vuruşunu ayağıyla tamamladı ve skoru belirledi: 4-0.

Bruno Peres‘in performansı takdiri en çok hak edenler arasındaydı. Nainggolan gibi her maç iyi oynayan oyunculara zaten değinmiyorum bile. Aslında vicdanlar biraz da geçen sezon taraftarını hayal kırıklığına uğratan ve tribüne çağırılan Udinese takımından yanaydı ancak favori takım eninde sonunda oyunu lehine çevirdi.

Juventus vs Fiorentina
Juventus – Fiorentina. Higuain skoru belirleyen golü atıyor.

HAFTANIN MAÇI: JUVENTUS – FIORENTINA
İtalyan futbolu severler olarak bizler Fiorentina’yı ya da Sassuolo’yu yakından takip ve takdir ediyor olabiliriz. Fakat kabul etmek gerekir ki Juventus’un oynadığı tüm maçlar dünyanın geri kalanının gözünde sadece “Juventus maçı”. Yanına rakip takımı yazmanıza gerek yok çünkü izleyenler sadece Juventus olduğu için izleyeceklerdir. Tıpkı Fransa’da PSG’nin yaptığı maçlara da bizim “Paris maçı” dememiz gibi, rakip Marsilya gibi köklü bir kulüp olsa bile.

Milat kabul ettiğim 23 Temmuz’dan sonraki psikoloji de Juventus – Fiorentina maçı için başka bir ihtimale mahal vermiyordu. Bu saatten sonra kim olursa olsun Juventus’un ezip geçeceği akıllardaki tek ihtimaldi. Saat 21:45’te herkes oturdu “Juventus maçını” izlemeye. Allegri’nin kadrosu büyük silahları saklıyor gibiydi. Ortada €32 milyona alınan Pjanic olabilecekken Lemina, santrforda da €90 milyonluk Higuain olabilecekken Mandzukic oynuyordu. Yine de Fiorentina mı çok kötüydü yoksa Juventus mu iyiydi bilinmez, oyuna ağırlığını koydu Bianconeri. Fiorentina ilerideki tek santrfor Kalinic‘e uzun ve havadan oynamaya çalışıyor, her seferinde BBC engeline (Bonucci, Barzagli, Chiellini) takılıyordu. Altyapıdan yetişen Federico Chiesa (eski futbolcu Enrico Chiesa’nın oğlu) kanattan tek başına açmaya çalışıyor ama o da tahmin edebileceğiniz gibi Dani Alves‘e tosluyordu. Kaleci Tataruşanu‘nun attığı tüm uzun toplar taca gidiyor, atak daha başlamadan bitiyordu. Viola’nın as kalecisi Neto‘nun geçen sezon Juventus tarafından alınıp yedeğe oturtulduğu gerçeği de sezonun ve maçın hazin bir özeti olarak karşımıza çıkıyordu.

Kaçınılmaz gerçek, 37. dakikada göstere göstere vuku buldu. İçeride bomboş bırakılan Khedira net bir kafa vuruşu ile Juventus’u öne geçirdi. İlk yarı bitti, ikinci yarı oynanmaya başlandı. Fakat 65. dakikaya kadar maç çok enteresan bir hal aldı: Ne 1-0’lık skor Juventus’un oyundaki üstünlüğünü tamamen yansıtabiliyordu, ne de Viola’nın hocası Paulo Sousa skoru değiştirmek için bir hamle yapıyordu. Dedim ya Juventus mu iyiydi, Fiorentina mı çok kötüydü bilinmez… Fiorentina oyunda hiçbir varlık gösterememesine rağmen Allegri çekinik bir oyun oynatıyor, sanki “Bu bana yeter.” diyordu. Oysa ki siyah beyazlı ekip oyuna etkinliğini tamamen koysa, bu Fiorentina karşısında çok daha fazla gol bulunabilirdi. Sousa ise gol bulmak zorunda olan bir takımın hocası gibi davranmıyordu.

Bu durum 65. dakikada Carlos Sanchez‘in orta sahanın merkezinde daha defansif bir oyuncu olan Badelj yerine oyuna girmesiyle değişti. Copa Americalara olan merakım sayesinde tanıdığım Kolombiyalı, bu sezon Aston Villa’dan kiralanmıştı. Sakatlığı nedeniyle oynayamayan Borja Valero’nun yokluğunda takımın ateşleyicisi olma potansiyeline sahipti. Artık Mor Zambaklar için “Gaza basın.” talimatı gelmişti. 5 dakika sonra kazanılan bir korner vuruşunda Kalinic Sandro’nun üstünde yükselip, eşitliği getiren golü atıyordu: 1-1. Geçen sezon başındaki gibi bir “Acaba?” oluşmaya başlamıştı. O denli büyük bir şüphe değildi elbet ama Juventus’un da her önüne geleni kolayca ezip geçemeyeceğine dair bir inanç oluşturabilirdi. Fakat Juventus’un o dakikaya kadar kendini tuttuğu da alelade ortadaydı. 66’da oyuna giren büyük transfer Gonzalo Higuain, Kalinic’in golünden 5 dakika sonra sahneye çıkıp “Gerçek oyunumuz bu.” dedi: 2-1. Juventus kariyerine müthiş bir başlangıç yapmış oldu Arjantinli. 80. dakikada Giuseppe Rossi’nin oyuna girmesi de Floransa ekibi adına hiçbir şeyi değiştirmedi.

Untitled-1

Juventus – Fiorentina maçını izlediğim beIN SPORTS kanalının yorumcusu Tancredi Palmeri, maç boyunca tek farklı skorun sahada oynanmakta olan şeyi yansıtmadığını, Juventus’un çok daha fazla gol bulabileceğini söyledi. Spiker Phil Schoen’in “Higuain’in gidişinden sonra Napoli’nin elinde bir şey kaldı mı?” sorusuna verdiği cevap ise umut vaat ediciydi. Bu abartılı soruya Palmeri: “Çok şey kaldı. Napoli’nin elindeki asıl şey Maurizio Sarri’ydi ve Higuain’i de o diriltti.” diyerek yanıt verdi.

* * *

Bardağın dolu tarafından bakarsak…
Napoli hala dehası Sarri’yi kaybetmiş değil. Sıkıntılı stoper Raul Albiol yerine Tonelli, giden Higuain yerine €35 milyona Milik getirilmiş durumda. Kadro derinliğinin eksikliğinden yakınılıyordu: Zielinski ve Giaccherini transferleri buna kesin çözüm olabilir. Açık yaralar nokta atışı transferlerle tedavi edilmiş olabilir.
Roma herkesten daha fazla ne yaptığını biliyormuş gibi görünen tam bir patron hocaya sahip. Güven aşısı yapılan Dzeko küllerinden doğabilirse Serie A müthiş bir santrfor daha yaratmış olabilir. Nainggolan’ın takımda kalması ve savunmaya dolaylı yoldan da olsa takviye yapılması çok önemli artıları.
Inter‘de Frank de Boer‘in neler yapacağını bilmiyoruz ancak Mancini’nin sezonundan sonra yönetimin kararlı davranıp jet hızında bir değişime gitmesi olumlu. Banega ve Candreva es geçilmemesi gereken önemli takviyeler.

Tabi ki hiçbirinin iddaası Juventus kadar büyük değil ama B takımınız ne kadar güçlü olursa olsun herkesin sahada en fazla 11 kişi oynatabildiğini hatırlarsak, kontratlardaki bol sıfırların değil sahadaki ayakların topa vurduğunu idrak edersek; ancak o zaman her şey mümkün olmaya başlar.

 ggroma-kunye
Güven Güngör
Yazar/Editör
favicon-1 faviconGvnGngr

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir