Inter’in “Başarısı” mı, “Başarısızlığı” Mı?

FC Internazionale Milano v Empoli FC - Serie A

“Sezonu kötü bir şekilde bitirmedik, kimse 4. olduğumuz için mutsuz değil.”
Bu açıklamalar Inter’in genç kaptanı Mauro Icardi’ye ait. Inter, en kötü 3. olma hedefiyle başladığı Serie A sezonunu 4. sırada tamamlayarak Şampiyonlar Ligi ön elemesine katılma hedefini gerçekleştiremeyip, UEFA Avrupa Liginin yolunu tuttu. Peki Inter başarılı mı oldu, başarısız mı?

Dilerseniz bir önceki seneki kadroda yapılan değişiklerin analiziyle başlayalım. Kalede sorun yok: Handanoviç gayet başarılı maçlar çıkarmıştı ve geçen sezonun kötü noktalanmasında en az pay sahibi bir pozisyondaydı, yeni sezonda da oynamaya devam etti.
Defans hattında ise ciddi değişikliklere gidildi. Geçen senenin Inter’i, ağırlıklı olarak bireysel hatadan olmak üzere çok kolay goller yiyor, bu da maçların Inter’in aleyhine erkenden kopmasına sebep oluyordu. Mancini bunu fark etmiş olacak ki ilk transfer hamlelerini stoperler üzerinden yaptı. Atletico Madrid’den Miranda kiralandı, İspanya’nın Granada takımında oynayan ve geçtiğimiz yaz düzenlenen Copa America’da harika bir turnuva geçiren Murillo‘yu transfer etti. Bek olarak Barcelona’dan Montoya, Newcastle United’den Inter altyapısından yetişen Davide Santon, Galatasaray’da Alex Telles transfer edildi. Nagatomo ve D’ambrossio da zaten takımda mevcuttu. Defans hattındaki sorun kısmen çözülmüş gibi duruyordu.

Orta sahada önemli hamleler geldi. Hernanes Juventus’a, Kuzmanoviç Basel’e satıldı. En ciddi kan kaybını oluşturan transfer ise Kovaçiç‘in Real Madrid’e transferi oldu. Inter’de iken ısrarla forvet arkası oynatılmaya çalışılan ve kötü performans gösteren Kovaçiç, 2012-2013 sezonunda devre arasında ilk geldiği günlerde olduğu gibi Mancini tarafından “regista” olarak adlandırılan defanstan top çıkaran teknik orta saha pozisyonuna geçti ve hazırlık maçlarında harika oynadı. Real Madrid’in ona 35 milyon € bonservis vermesinin regista rolündeki başarısından kaynaklandığını düşünüyorum. Takıma katılan transferlerden ilki ise Monaco’nun Şampiyonlar Liginde çeyrek final oynamasında önemli payı olan ve Milan ile transfer yarışına girip galip geldiğimiz, 35 milyon € bedel ödediğimiz Kondogbia oldu. Ardından Galatasaray’dan Felipe Melo alındı. Mevcut kadroda Kondogbia, Medel, Melo, Brozoviç ve Guarin orta saha olarak gözüküyordu. Orta sahanın defansif ve klasik merkez kısmında sorunun çözüldüğü düşünüldü. Ama işler göründüğü gibi olmadı. 

Forvet hattı ise Inter’in en problemli bölgelerinin başında geliyordu. Devre arasında transfer edilen Podolski ve Shaqiri‘nin tam anlamıyla hayal kırıklığı ve sıfıra yakın verimli olmaları geçen senenin kötü bitmesindeki önemli faktörlerden birisiydi. Ayrıca Icardi‘nin geçen sezon gol kralı olmasına rağmen takım oyununa uyum sağlayamayışının göz ardı edilmesi bu sene için ciddi olumsuzluklar doğurabilirdi ve öyle de oldu. Palacio ise geldiği seneyi aratır vaziyette, 2 senedir formsuz görüntüsünden kurtulamamıştı. Bu sene çok az şans bulabildi. Forvet sıkıntısını gören teknik ekip; Perisiç, Jovetiç, Biabiany, Ljajic ve devre arasında Eder‘i transfer etti. Geçen sene hücum bölgesinde kanat oyuncusu kullanmayan Inter, bu sene 3 kanat oyuncusu bünyesine katmıştı. Anlaşılan gol yollarında sıkıntı çekilmemesi planlanıyordu.

531379762
Son haftada oynanan Sassuolo – Inter maçında Mapei Stadium – Citta del Tricolore’ye gelen Interli taraftarlar

Transferde yapılan çalışmalar, taraftarları heyecanlandırmış, beklenti yükselmişti. Lig başladı, takım da sorunsuz bir çark gibi işlemeye başladı. Defanstaki sorun çözülmüşe benziyordu. Takım artık kolay gol yemiyor, öne geçip skoru koruma yoluna gidiliyordu. Geçen sene stoper bölgesinde oynayan Juan Jesus ve Ranocchia’nın defalarca yaptığı bireysel hatalardan ders alınmıştı. Nitekim bu transfer hamlelerinin meyvesini ligin ilk yarısında aldı. Ligin ilk 18 maçında sadece 11 gol yedi, 12 maçta kalesinde gol dahi görmedi. 1-0 ile birçok kez üç puan alan Inter’de işler yolunda gidiyordu. Ama sezon boyu öne geçip skoru koruma planının tutmayacağı belliydi.

Futbolseverlerin kafasına şu soru gelebilir. Inter gibi köklü bir kulübün kendisiden daha mütevazi takımlara karşı bile öne geçip deyim yerindeyse 1-0’a yatma gerekçesi neydi? Ya da bu bir tercih miydi yoksa zorunluluk muydu? Bu sorunun cevabı aslında orta saha oyuncularının özelliğinde ve forvette yaşanan uyumsuzluktadır. Orta sahanın ortasında oynayan oyunculardan beklenen verim alınamadı. Sezona çok kötü başlayan ve hem defansta hem hücumda verim alınamayan Guarin önce formasını kaybetti sonra da devre arasında Çin’e satıldı. Kondogbia, Melo ve Medel ise aynı tip oyuncular. Savunma becerileri yüksek iken topu oyuna sokma konusunda yeterince hızlı ve hünerli değiller. Inter savunma yaparken gayet başarılıydı fakat topu oyuna sokma konusunda problem yaşıyordu. Brozoviç’ten beklenen de oyunu orta sahadan açma konusunda hünerini göstermesi idi ancak yetenekli olmasına rağmen o da bu işlevini ortaya koyamadı.

4-2-3-1’in 2’li orta sahası bu haldeyken, forvet kısmında değerlendireceğim ileri üçlüde ise Mancini, kadroyu her hafta farklı oyuncularla kurdu. Bazen Perisiç ile başladı, bazen orta saha olan Brozoviç’i sağ açığa aldı. Jovetic bir hafta kanat bir hafta forvet arkası oynayıp, iki hafta oynamıyordu. İleri uçta eğer problemi yoksa Icardi ile başladı, nadiren Palacio’yu partner olarak yanına koydu.

Forvet oyuncularını tek tek değerlendirecek olursak Perisiç klasik bir takım oyuncusu konumunda. Fakat ondan bekleneni ve 16 milyon € bonservis bedelinin hakkını henüz tam anlamıyla verebilmiş değil. Fark yaratamıyor. Ljajic için ise iyi düşüncelere sahibim. Ayağında top tutma, etkili şut atabilme ve oyunun içinde kalabilme becerisini gayet iyi olmasına rağmen Mancini tarafından çok az tercih edildi, bence bunun sorgulanması gerekir. Eğer ortada disiplinsizlik yoksa bence en verimli oyuncumuz olabilirdi. Jovetic ise istikrarsızdı. Hücum anlamında en büyük umut ona bağlanmıştı ama o bekleneni veremedi ve silik bir profil çizdi. Icardi sadece 16 gol attı. Sadece 16 gol terimi size ilginç gelebilir fakat bunu gerçek anlamda söyledim: Onun dışında oyunun hiç içinde olamadı, top tutamadı, takıma entegre olamadı. Palacio malesef sönük performansını sürdürdü.

US Sassuolo Calcio v FC Internazionale Milano - Serie A
Sassuolo – Inter maçında teknik direktör Mancini

Mancini’nin bu tercihleri neye göre yaptığını hala çözebilmiş değilim. 38 hafta maç oynanmasına rağmen Inter’in şu anda sabit bir kadrosu yok. İlk 11’i yaz deseler nasıl bir kadroyla çıkacağı meçhul. Ben, takımdaki problemlerden önemli bir payın da bunda olduğunu düşünüyorum.

Inter’in eksikliklerini bu şekilde sıraladık. Artılarını ele almak gerekirse, Inter bu sezon neyi iyi yaptı? Serie A’nın en sağlam defans hattından birisini kurdu. Mücadele ve agresiflik çıtasını daha yukarılara taşıdı. Puan kaybettiği maçları incelediğimizde çok basit hatalardan ya da ufak detaylardan dolayı kayıplar yaşadığını, kırılma anlarının aleyhine işlediğini göreceksiniz. Örnek vermek gerekirse ligin ilk yarısında oynanan ve 2-1 kaybedilen Napoli maçında Nagatomo’nun kırmızı kart görmesine rağmen Inter oyundan kopmamış, son dakikalarda iki tane üst üste gol kaçırmıştır. Son dakikada deplasmanda Fiorentina’ya 2-1 kaybedilen maç, Sassuolo’ya kendi evimizde son dakika penaltı nedeniyle kaybettiğimiz maç… ve benzeri daha birçok örnek gösterilebilir.

“En önemli gelişme nedir?” diye soracak olursak cevap henüz istenen seviyede olmasa da belirli bir oranda istikrar yakalanmasıdır. Önceki sezonlar inişli çıkışlı bir grafik çizerken, bu sezon ara ara galibiyet serileri, bazen de en azından yenilmeme serileri yakaladık. Mancini için asıl yarış şimdi başlıyor diyebiliriz. Gerekli yerlere takviyeler yapılırsa seneye Inter için bambaşka bir sezon olabilir. O takviyeler da umarım ilerde bir başka yazının konusu olacak.


Nevzat Doğru
Konuk Yazar
favicon-1 favicon

Yazarın notu: “Türkiye’de İtalyan futboluna dair paylaşımların oldukça az olduğu bir gerçek. Böyle bir blog açtığını gördüğümde hem mutlu oldum, hem de destek olmak istedim. İtalyan futbolunu ve özellikle de taraftarı olduğum Inter’i uzun bir süredir çok yakından takip ediyorum. Sözlerimi noktalarken, bana konuk yazar olma fırsatı vererek benim bu satırları yazmama olanak sağlayan blog sahibi arkadaşım Güven Güngör’e teşekkür etmek istiyorum. Yeni bir Inter konusunda görüşmek üzere.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir