Milan Formasını Hak Etmeyenler

FBL-ITA-SERIEA-ATALANTA-MILAN-TRIBUTE-MALDINI

Geçen haftalarda Fransa ve Milan’la tarihi başarılara imza atmış kulüp efsanelerinden Marcel Desailly, “Milan forması giymeyi hak etmeyenler gönderilmeli.” demişti. Buna hak vermemek elde değildi. Öyle bir dönemdeyiz ki Derby della Madonnina’lar öncesindeki en gözde sosyal medya paylaşımları aynı derbinin 8 sene önceki fotoğrafları. Şimdiki kadrolara gönderme yapılarak eski kadrolar sayılıyor, eski kadro kalitesine duyulan hasret ve nostalji muhabbetleri maçın bile önüne geçiyor.

Şu an çok az bir kitle Fransa ligi izlediği halde herkesin Ibrahimovic’i ve dolayısıyla PSG’yi bilmesi gibi ve hatta futbol izleyicisi olmayanların bile Messi ve Ronaldo’yu tanıması gibi eskiden Milan deyip Kaka ve Shevchenko’yu saymak da futbolun bir farzıydı. Şimdi ise Serie A’yı takip etmeyen birinin Milan’dan tek oyuncu sayması mümkün değil. Eskiden iyi takip etmişse Abate’yi, şimdilerde azcık ucundan geçmişse Montolivo’yu, İspanya ligine meraklıysa Bacca’yı ve hala Liverpool’da sanmıyorsa Balotelli’yi belki bilebilir. Elbette bunda Serie A’nın Juventus tekeline girip popüleritesinin azalmasının da etkisi var. Zaten ülkemizi baz aldığımızda şifreli yayına erişimi olmayan hiçbir futbolsever Şampiyonlar Ligi’nde izlemediği sürece hiçbir Avrupa takımını tam olarak tanımıyor. Ancak az önce bahsettiğim kitle bunlara rağmen Pogba’dan haberdar olabiliyorsa, bu düşükteki en büyük pay doğrudan Milan kadrosundadır.

Milan bu sezona da şampiyonluk iddaası olamadan başladı. En azından UEFA Avrupa Ligi’ni zorluyordu ama hiçbir şey rayına oturmuş değildi, 6 hafta kala Mihajlovic’in görevine son verildi. Yerine getirilen genç takımın hocası Cristian Brocchi de ilk haftasında Sampdoria’dan zorla bir 3 puan kopardı fakat bu hafta Carpi’yle golsüz berabere kalarak taraftarın boynunu büktü. İşlerin Milan lehine dönmesi adına Desailly’nin cümlesi çok önemli. Milan’ın toparlanışının en az birkaç sezon daha süreceğini kabullenip ufak reformlar yapmak yerine, Inter’in yazın yaptığı gibi köklü değişiklikler yapmak gerektiğini net bir şekilde ifade ediyor. Milan’ın bu yaz takip edeceği transfer politikası da bu yönde olmalı. Peki kimdir o “Milan formasını hak etmeyenler”? Köklü bir kadro değişikliği halinde kimler kalmalı, kimler gitmeli? Bütün oyuncuları bu bağlamda tek tek inceleyelim. 

milan

Gianluigi Donnarumma: Bu sezon İtalya futbol tarihinde sahaya çıkan en genç kaleci oldu. İlk maçında henüz 16 yaşındaydı. Performansıyla göz dolduruyor, “İtalya’nın geleceği” deniyor onun için. Yedek kaleciler Diego Lopez ve Abbiati zaten durumu kabullenmiş durumda ve onun kaleyi devralmasından hoşnutlar. Kalmalı ve Milan’da büyük başarılara imza atmalı. Şimdiden 20 sene sonrasının efsanesi olarak hayal edildiği kesin. 5 sene sonra aynı yolda ilerliyor olacak mı bilinmez ama şu an küçük bir takımda yoğrulsun diye kiralanması bile düşünülemez çünkü hiç ihtiyacı yok.
Luca Antonelli: Geçen sezon Milan’a dönüşü bende pek büyük bir etki yaratmamıştı. Hem Milan aşığı olup, hem de Genoa’yı iyi takip etmediği sürece sol bek Antonelli’nin kariyerine başladığı kulübe geri dönmesi kimsede büyük bir etki yaratmazdı zaten. Fakat 29 yaşındaki İtalyan bu sezon öyle oynuyor ki tüm dikkatleri üstüne çekmiş durumda. Onun hangi özelliğini öveceğinize karar vermek hayli güç çünkü bir sol bekte olması gereken her şeyi ve daha fazlasını eksiksiz barındıran kusursuz bir oyuncu. Maç içerisinde yapmaya çalıştığı her dribling, ikili mücadele, pas ya da kafa topu başarıyla sonuçlanıyor. Yapmayı kafaya koyduğu ve yapamadığı hiçbir şey yok. Milanın elinde tutması gereken bir değer.
Ignazio Abate: Abate 2003’ten beridir bulunduğu ve aralıksız 7 yıldır formasını giydiği takımı için tecrübeli, son derece çevik ve güçlü bir sağ bek. Hem geride hem ilerde görevini yapıyor, zaman zaman bulunduğu kanattaki diğer takım arkadaşlarını harekete geçiriyor ve oyunun ihtiyaç duyduğu tarzda kendi oyununu ayarlıyor. Daha iyisi olamaz mı, kesenin ağzı açılırsa olabilir ancak Milan’ın acil ihtiyaç duyduğu mevki değil. Şu halde Milan için yeterli.

Alessio Romagnoli ve Alex: Bu iki stoper hakkında net gözlem yapabilmiş değilim. Fena iş çıkarmıyor gibiler. Milanın yediği gol sayısı ligde bulunduğu sıralamaya göre ne iyi ne kötü, tam olması gerektiği gibi. Ancak Interinki gibi bir stoper hattı kurmuş olsalardı şu an onların yerinde olabilirlerdi. Bu bakımdan olağanüstü bir defans performası sergilendiği söylenemez. Alex tecrübeli, sağlam, hava toplarında çok etkili ve “Tank” lakaplı bir stoper, Romagnoli de çok genç, atik ve ayağına hakim. Kadro kalitesi topyekün yükseltilmek istenirse belki birinin yerine daha flaş bir isim getirilebilir. Buna karşılık Milan ikisinden birini satabilir.

Giacomo Bonaventura: Bonaventura’yı izleyicisine tanıtmaya hiç gerek yok. Hüküm kesin: Milan formasını hak edenlerden. Bilmeyenler için özetlemek gerekirse 2 sezon önce Atalanta’dan transfer olan 26 yaşındaki İtalyan’ın bileği çok yumuşak, adam eksiltme ve dribling kabiliyetleri üst düzey, oyun kurucu ya da aslında eski trequartista tarzıyla ifade edebilecek türden bir oyuncu. Milan için olmazsa olmaz. Onun gerçek potansiyelini ortaya çıkarabilmek için orta sahanın solunda değil, ofansif orta saha mevkinde rahat bir tarzda oynaması gerektiğini düşünüyordum. Nitekim Carpi maçının ikinci yarısı öyle de oldu fakat top ne zaman arka üçlüden birinde olsa Bonaventura soluğu hep ceza sahasında aldı. Ceza sahasına gömülü oynayacaksa ortada oynamasının da bir anlamı yok. Umarım mevcut hoca ya da ardılları ondan daha iyi verim almanın yollarını bulur.
Riccardo Montolivo: Juventus’ta Marchisio, Roma’da De Rossi, Napoli’de Hamsik neyse Milan’da Montolivo da o. Orta sahanın tam ortasından bütün yarı sahaya hakim oluşu, oyun görüşü ve adrese teslim paslarıyla Milan hücumunun ve pas trafiğinin öncülü. Ayrıca defansa yakın oynaması, zaman zaman topu defanstan alıp çıkarması onu yoğun pres altında kalınan çoğu pozisyon için gerekli malzemelerden biri kılıyor. Montolivo formayı hak ediyor.

AC Milan v Carpi FC - Serie A
Milan – Carpi maçında Bonaventura ve Marco Cirimi.

Andrea Poli ve Andrea Bertolacci: Bertolacci daha çok ilk 11’de oynayan bir oyuncu, Poli ise daha çok yedek oturuyor. Bertolacci bazı gereksinimleri karşılayabilir ancak oynadığı mevkiye göre defansif yönünün zayıf, genel olarak ise güçsüz bir oyuncu olduğu görüşündeyim. Oyunu açabilecek delici koşuları ya da duvar pasları yapabilme potansiyeline sahip değil. Teknik bir oyuncu ama bu Milan orta sahası için yeterli değil. Transfer bedeli Milanın işine yarayabilir. Poli ise çok çalışkan, istekli, yedek bekleme konusunda da gayet sabırlı bir oyuncu. Fakat çok koşmak o bölgede istenen teknik ve oyun zekası için yeterli olmuyor. Eğer ekonomik bakımdan Milan’a fazla yükü yoksa orada yedeğin yedeği olarak bekleyebilir ama her maç oyuna girecek bir yedek olamaz. Para kazandıracaksa o da gitmeli.

Juraj Kucka ve Kesuke Honda: Aslında ikisi de iyi oyuncular. Honda’yı durdurmak bekler için çok zor, Kucka da çok akıllı ve güvenilir oynuyor. Ancak “Milan orta sahası” denince sahada şimşek gibi gürleyen oyuncular gerekiyor. Eğer orta sahanın kalitesi bir kademe artırılmak isteniyorsa, en azından ikisinden birinin yerine çok üst düzey bir isim getirilmesi gerektiği kanaatindeyim.
Kevin-Prince Boateng: Yıllardır kardeşi Jerome’un performansından çok uzak olan ve Milan’da genelde yedekten oyuna giren Boateng Carpi maçında Brocchi tarafından ilk 11’de denendi ve maç içerisindeki hataları tribünler tarafından tepki de aldı. Kısaca özetlemek gerekirse Boateng Milanın oyuncusu değil.

Carlos Bacca: Geçen sene Sevilla ile UEFA Avrupa Ligi kupası ellerinde yükselen Bacca, Milan için iyi bir transferdi. Şu an 15 golle gol krallığında üçüncü sırada. Milan 6. sırada olsa da Bacca bireysel olarak Higuain ve tek gol farkla Dybala’nın ardından gelmeyi başarmış. Kilolu gibi görünen fiziğine rağmen aslında baya çevik ve gayretli bir santrafor. Bileği ise bir hayli kıvrak. Bir başka Kolombiyalı Cuadrado kadar top cambazı diyeceğim neredeyse. Milan formasını hak ediyor. Hatta Sevillanın geçen seneki başarısından sonra Milan bu haliyle Bacca’yı hak ediyor mu diye düşünmüştüm sezon öncesinde.
M’baye Niang: Genç Fransız daha ilk izleyişimde beni kendisine hayran bırakmıştı. Fiziksel üstünlüklerini teknik ve zekayla birleştirebilmiş bir oyuncu. Trafik kazası geçirdiği için formayı Balotelli’ye devretti ama iyileşme tarihi bir hafta sonrasını gösteriyor. Sezonun son haftalarında onu tekrar izleyebiliriz. Henüz tam hazır olmayabilir ancak birkaç sezon daha Milan’da pişer, pişerken de çok yararlı olur. Niang kalmalı.

Mario Balotelli ve Jeremy Menez: Balotelli Kaan Kavuşan’ın Mart ayında Fitbol dergideki yazısında da dediği gibi aslında çok yetenekli ve güçlüyken çok düşman edinip kendi sonunu hazırlayan bir Scarface. Henüz 5 sene evvel İtalya’nın geleceği iken şimdi kulüpten kulübe, ülkeden ülkeye savrulan ve piyasası gittikçe düşen bir figür haline geldi. Maç içerisinde yeteneğinden ufak tefek kesitler sunmuyor değil ama asla tam anlamıyla güven veren bir santrafor değil. Jeremy Menez de agresif tarzıyla rakipleri ezik geçecek bir forvetmiş gibi oyuna giriyor ama doksan dakika sonunda Milanın rakiplerini devirmesi için hiç yeterli olamıyor. İki oyuncu da Milanın hak ettiği kalitede forvetler değil.

Inter’in geçen yaz -defans hattı hariç- hatalı da olsa yaptığı onca transferden sonra bu sezona bambaşka bir giriş yaptığı ve şu an kendilerince fena bir yerde olmadıkları kesin. Milan da kendi adına aynı değişimi görmek istiyorsa aynı cesareti sergileyip tüm vaziyeti masaya yatırmalı, kadroyu tepeden tırnağa elden geçirmelidir. Şu halde bile ilk yarısında 5 tane şampiyonluk favorisi değiştiren bir sezon geçiren İtalya ligi, Milanın da şampiyonluk yarışına katılımıyla futbolseverler için çok daha keyifli bir hal alacaktır. Milano derbileri de özlenen kaliteye kavuşacaktır.

ggroma-kunye
Güven Güngör
Yazar/Editör
favicon-1 faviconGvnGngr

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir