Roma’nın Elenişini Anlamak: İyi Oynayan Hak Eden Midir?

Real Madrid CF v AS Roma - UEFA Champions League Round of 16: Second Leg

Haftaiçinde Real Madrid 2 – 0 Roma bitti. Stadio Olimpico’daki maç da aynı skorla bitmişti, totalde 4 – 0 üstünlük kuran Real Madrid turu atladı. Roma, Şampiyonlar Ligi’nden elendi.

Sadece skor takip etmiş biri için hiçbir gariplik yoktu. Bir tarafta son yılların en iyi 3 takımından biri Real Madrid, öbür taraftaysa tek favorisi olan bir İtalya liginin son yıllardaki müzmin ikincisi. Büyük ihtimalle Madrid’in rahat oynadığı, Roma’nın defans yaptığı maçlarda rahat galibiyetler alınmış olmalıydı. Hal gerçekten böyle olsa, bu yazı da yazılmamış olurdu. Açıkçası keşke böyle olsaydı da şimdiki gibi avuçların içinden kayıp giden tur ihtimali, hala “keşke”lerle birlikte saç baş yoldurmasaydı. Olay şuydu ki: İki maçta da skorla sahadaki oyunun pek alakası yoktu. Tabii “oyun” kavramının içinden gol vuruşunu çıkarırsak! O halde gerçek neydi?

Roma’nın elenmesinin yaz dönemine kadar dayanan temel nedenleri vardır.
“Roma daha mı iyi oynadı?” sorusuna önce “oyun” tanımının sınırlarını kesin çizerek cevap vermek gerekir.
“Galibiyeti Roma mı hak ediyordu?” dendiğinde ise gol sayısına bakılarak galibin seçildiği bir oyunda hak iddaa etmenin inceliklerine bakmak gerekir.
Bu felsefi soruların cevabı n’olursa olsun, maçın iki galibi vardır:
Kazanan bir Real Madrid, ve
Kazandıran bir kalite farkı.

İYİ OYNAYAN KİMDİR?
Futbol sohbetlerindeki en içinden çıkılmaz tartışmalardan biridir, kazanamayan tarafın aslında kazanmayı hak ettiği iddaası. Ardından o tarafın daha iyi oynadığı iddaası.

Bence daha iyi oynama mevzusu kesin ve net olarak şu şekildedir:
Futbolda kaleci, defans, orta saha ve forvet olarak 4 mevki varsa,
Bu mevkilerdeki 11 oyuncu da sizin takımınızı oluşturuyorsa,
Forvetinizin kalitesi de sizin kalitenize dahildir, kalecinizin hataları da. Defansınızın kazmalıkları da yine sizin defansınızdadır, başka takımda değil.
O halde “Biz üstün oynuyorduk ama talihsiz bir gol yeyince demoralize olduk.” YOKTUR! Takımının en az hepsi kadar önemli olan kaleci veya defans mevkinde sorunları, VARDIR. Onlar iyi oynamadıkları için hata yapmışlarsa takımın da iyi oynamamış demektir. Onlar iyi değilse, takım da iyi değil demektir. En fazla diğer mevkilerin kendi içinde iyi oynadığı iddaa edilebilir. Takımın genelinin iyi olduğundan bahsedilemez.

Ve yine, “Çok iyi oynadık ama gol bulmakta zorlandık.” da YOKTUR. Ona takımının forvetinin kötü olması denir. Forvetin ve dolayısıyla takımın kötü oynamıştır.

Gol sayısına bakılarak galibin belirlendiği bir oyunda, gol atan mevkin kötüyken, iyi oynadığın iddaa edilebilir mi?

Real Madrid CF v AS Roma - UEFA Champions League Round of 16: Second Leg

Fakat biz halk arasında OYNAMAK dendiğinde, orta sahadaki oyunu kastediyoruz.
Orta alandaki pas trafiğini, potansiyel gol paslarını, kanatlardaki oyunu, kısacası gol için yapılan hücum organizasyonunu ve yaratılan şansları değerlendiriyoruz.
Eğer bu tanıma göre yorumlayacaksak o zaman evet, Roma daha iyi oynamıştır diyebiliriz.

Tabi halk arasındaki bu tanım böyle özetle anlattığım kadar sığ da değil. İnsanlar kontra-atak oynayan takımlara da pekala hakkını veriyor mesela. Her ne kadar topla oynama oranına bakıp iyi oynayanı seçen bi kitle var olsa da, zamanında La Liga’da “Oyunu Real Madrid oynuyor, Atletico Madrid kontra-ataklarla gol atıp yeniyor. Atletico hak etmiyor.” diyen bir kesim var olsa da, işten anlayan adam da az değil hani. Fakat nedense iş forvetlerin bitiricilik eksikliğine gelince bu aklı başındaki kitlenin bile büyük kısmı onların takım oyununa aidiyetini göz ardı ediyor.

Fakat bu tanımı ilk başta bahsettiğim daha detaylı tanıma genişletecek olursak, Roma’nın daha iyi oynadığından bahsedilemez.
Ayrıca tanımı dar tuttuğumuzda Roma’nın galibiyeti hak ettiğini dahi söyleyebiliriz.
Fakat Roma her haliyle bu galibiyeti hak etmemiştir.

514343364

İYİ OYNAYAN, GALİBİYETİ HAK EDEN MİDİR?
Bundan sonrasında geniş ve en doğru tanımı referans alalım. Ve yazının başlığındaki soruya cevap verelim:

  • Evet, iyi oynayan her zaman galibiyeti hak eden taraftır.
  • Zaten iyi oynayan, her zaman galip gelir. Kötü oynayan neredeyse* hiçbir zaman kazanmamıştır.
  • Bir takım galip geldiyse, daha iyi oynamış demektir.

Fazla iddialı oldu. Ama Roma maçından örneklersek daha iyi anlaşılacaktır:

Roma maçında Dzeko 1, Salah 2 kez kaleciyle karşı karşıya, %100’lük golü kaçırmıştır.
Öyle ki, Real Madrid savunmasından Marcelo ve Sergio Ramos bile o golleri atabilecek kapasitededirler.
Dzeko zaten bu yazımda da yazdığım gibi, sezon başından beri vasattır, yerine kanat oyuncusu Perotti oynatılmak zorunda kalınmış, Totti bari kendisine şans verilmesini isteyince takım içi kriz çıkmış, Spalletti Palermo maçında onu kullanarak kendini aklamıştır ve sonrasındaki iki lig maçında Dzeko yine şans bulamamıştır. Şimdi ise ilk maçtaki gibi bitiricilik eksikliği olmasın diye mecburen gerçek santraforlu, Dzeko’lu taktiğe dönülmüştür.
Dzeko’nun Palermo maçında kaçırdığı, ama sonra iki gol attığı için hatırlanmayan, gol pozisyonuna da bir açın bakın.
Böyle bir Dzeko’nun Real Madrid maçında sol ayağıla yaptığı o gol vuruşunu kaçırması gerçekten talihsizlik midir yoksa Roma’nın santrafor eksikliği midir? Vuruşu yapan Dzeko iken, Roma o pozisyonun %100 ihtimalle gole çevrilmesini gerçekten hak ediyor mudur?
Serie A’nın en iyi sol ayağına sahip diyebileceğimiz Salah’ın o iki vuruşuna bakın. Ortak özellikleri sağ ayağına denk gelmesi. Ama o pozisyonların kaçması öyle ters ayağa gelmesiyle bahane edilecek türden değil. Artık oradan olması lazım yahu! Hadi kaleci çıkarsa neyse, doğrudan dışarı atılanı var… Modern futbolda ters ayağı bu kadar kötü olan bir futbolcunun bulunması artık absürd. Şimdi bu Salah’ın, Roma’nın sağ kanadının, eksiği değil midir?

Real Madrid CF v AS Roma - UEFA Champions League Round of 16: Second Leg

Şu çıkarımlar elbette doğrudur:

  • Real Madrid, Roma’nın elinden ucuz kurtulmuştur.
  • Roma daha fazla gol pozisyonu yaratmayı başarmıştır.
  • Roma’nın ve Spalletti’nin taktiği kesinlikle daha başarılı olmuştur ve gol pozisyonu yaratma anlamında üstünlük kurmuştur. Eğer oyuncuların bireysel noksanları varsayımsal olarak ortadan kaldırılabilse, Roma’nın kazanması muhtemeldi.
  • Real Madrid her iki maçta da golcü oyuncularının zaman zaman bireysel ön plana çıkışları sayesinde kazanmıştır.
  • Real Madrid bu turdan sonra kupaya ulaşmak için bir favori olmadığını kanıtlamıştır.

Fakat;

  • Roma’nın gol pozisyonlarındaki oyunu kötüdür. Bu da oyunun genelini Roma için en kötü şekilde etkileyip, kaybetmesine yol açmıştır.
  • Real Madrid ise orta sahası ve kanatları Roma kadar olağanüstü oynamasa da, genel kaliteye bakıldığında hem defansı, hem de golcüleriyle daha iyi performans ortaya koyup, genel ortalamaya vurulduğunda da daha iyi oynamıştır.
  • Dolayısıla galibiyeti hak eden taraf Real Madrid’dir.

Real Madrid CF v AS Roma - UEFA Champions League Round of 16: Second Leg

HEP Mİ BÖYLEDİR?
Yukarıdaki 3 maddelik cevaplarda bir neredeyse* ibaresi kullandım. Çünkü iyi oynayanın, dolayısıyla hak edenin kazanmayacağı istisnai durumlar da vardır:
Örneğin Zlatan Ibrahimovic gibi her yeriyle gol atabilen, olağanüstü bir santraforu düşünelim. Zlatan’ın o sırada süregelen formsuzluğu da yokken normalde leblebi gibi atacağı toplar bir maçta iki kez direkte patlarsa ve PSG maç sonu bunlar yüzünden galip gelemezse, işte o zaman deriz ki:
PSG galibiyeti hak ediyordu. Her mevkide tam teşeküllü olan/oynayan bu takım, talihsizlikler yüzünden 2 puanı bıraktı.

Farkedeceğiniz üzere Roma’nın durumunun bununla uzaktan yakından alakası yoktur.

NEREDE HATA YAPTIK?
Roma’nın Real Madrid maçının özelinde “Nerede hata yaptık?” demesi biraz iddaalı bir laftır. Çünkü hatalar o maça ait taktiklerle sınırlandırılabilecek derecede değil, çok daha derinlerdedir.
Santrafor opsiyonlarının yetersizliğinde, defansın çürüklüğünde, takımın Real Madrid sol kanadını ipe dizen oyuncusunun bile 2 gol kaçırabilecek bitiricilik kapasitesine sahip olmasındadır.
Nitekim açıkça görülmektedir ki Spalletti gayet başarılı bir taktik yaratmış, bütün oyuncularına bunu oynatabilmiş, ve her mevkide de en iyi ilk 11 seçimini yapmıştır.

FBL-EUR-C1-REALMADRID-ROMA

Sorun bizzat kalite farkıdır.
Real Madrid savunmasındaki Sergio Ramos, Marcelo gibi isimler teknik kapasite bakımından Roma ortasahasıyla yarışabilecek derecededir. Bu kesinlikle Roma’nın kalitesiz bir ortasahaya sahip olması demek değildir fakat Real Madrid’in çok farklı bir savunmaya sahip olmasının bir sonucudur.
Real Madrid’in yedeğinde dahi yıldız oyuncular varken, Roma’nın ilk 11’deki zaten yetersiz olan santraforunun yedeğinin en fazla yaşlı kaptan Totti olmasıdır.
Roma’nın en yetenekli oyuncusunun dahi bu maçta akıllara durgunluk veren bir noksanının ortaya çıkıp, 2 golü kaçırabilecek potansiyele sahip olmasıdır.

Bu kesinlikle Roma’yı bir küçümseme değildir.
Sorunları görmezden gelmek, toz kondurmamak, sıkı Romalılık değildir.
Kalitenin yükselmesi elbette son iki yıldır ligi 2. bitiren Roma’nın bunu bir başarı geleneği haline getirip, gelirlerini artırıp, ona göre kadroya daha çok kaliteli ismi katmasıyla doğru orantılıdır.
Zaten son yıllarda Roma’da Osvaldo’dan sonra oluşan santrafor eksikliği, yatağın altına ittirmekle saklanabilecek büyüklükte bir sorun olmaktan çıkmıştır.

Juventus FC v SSC Napoli - Serie A

PJANIC’IN O SÖZLERİ
Geçen sene Juventus Pogba hariç en önemli 3 oyuncusu Vidal, Pirlo (bonservissiz) ve Tevez‘i satmıştı. Tevez’in eksikliğini doldurmak için Sassuolo’dan Zaza, Palermo’dan Dybala, A.Madrid’den Mandzukic getirilmişti. Khedira, Cuadrado ve diğerleri ise, orta sahadaki muhtemel eksiği doldurmak için takviye edilmişti. Fakat bu kadar oyuncu takıma nasıl bir anda uyum sağlayacaktı? O 3 oyuncunun yerini tutabilecekler miydi?
Sezon başında Juventus’un çok kötü başladığı dönemde gidişatın temel sebebi olarak bu köklü transferler konuşuldu. Aynı dönemde oynanan Roma Juventus maçını Roma iki Boşnak oyuncusu Dzeko ve Pjanic’in golleriyle 2-0 kazanmıştı. Maçtan sonra Pjanic şöyle bir açıklama yapıyordu: “İşte Juventus’un yanlış transfer politikasının sonucu.” Zaten bu iki takım birbiriyle saha dışında atışmaktan, birbirlerinin işine karışmaktan hiç kaçınmazlardı.

Sonra o Juventus 15 maçlık galibiyet serisi yakalayıp zirveye yükselirken, 1-0 kazanılan Napoli maçtaki kurtarıcı golünü oyuna sonradan giren Zaza atmıştı mesela. Dybala zaten taraftarın, hatta İtalya’nın sevgilisi olmuş durumda. Mandzukic’i pek izleme fırsatım olmadı ama Juve’yi yakından takip eden arkadaşlar gerekli yorumu yapacaktır.
En iyiler yollanmış olabilir ama yerleri yeterince alternatifle doldurularak en uygun tercihler belirlendi.
Büyük takım olmak bunu gerektirir.
Kadroda forvetsiz kalmak diye bir şey söz konusu olamaz.
İşte bu yüzden Juventus geçen sene Şampiyonlar Ligi finali oynadı.
Ve başarı bir kulüp geleneği.

514355504

PEKİ ROMA’NIN TRANSFER POLİTİKASI?
Pjanic keşke o lafları söylemeseydi.
Yıllardır Roma’nın getirdiği en flaş santrafor transferi fos çıktıktan sonra bunu daha iyi anlıyoruz.
Ve yerine koyacak bir alternatif de bulamıyorken.
Totti elbette oynar ama 90 dakika değil…
Sezonun ilk yarısında hem Dzeko hem Totti sakatlanınca ise altyapı takımının santraforu Umar Sadiq’i as takıma getirtmek zorunda kaldılar.
Salah, Lazio maçında sakatlanınca takım bir anda haftalarca durdu. Gerçi o zaman Rudi Garcia vardı ama Salah’ın hala maçları sırtladığı düşünülürse şu an meydana gelecek bir sakatlığı da muhtemelen benzer durumlar doğuracaktır.
Takımdaki alternatif eksikliği her açıdan görülebilmektedir. En azından yıllardır süregelen forvet eksiği için yazın bir tranfer daha yapılabilirdi.
Rüdiger gibi teknik kapasitesi düşük olan stoperlerle oynamanın sonucu sezon boyu olduğu gibi Real Madrid maçında da daha bariz bir şekilde görüldü. Roma’da atağın başlaması için önce topun binbir güçlükle defanstan orta sahaya aktarılması gerekirken, Madrid daha defanstan oyunu kurmaya başlayabiliyordu.
O Rüdiger yazın yapılan flaş stoper transferiydi.
Dzeko’yu kenarda oturtup kanat oyuncusunu “false 9” oynatan Spalletti durumun farkında ve onda inat etmeyecek diyordum ama Dzeko’nun yeteneğini göstereceğine güvendiğini ve bunun için onu oynatması gerektiğini söylemiş dün. Belki de sezon sonuna kadar ondan olabildiğince verim almak için çaktırmamaya çalışıyor, belki de ben yanıldım.
Umarım hoca Dzeko’dan o vaad ettiği verimi alır ve hatta bir mucize olursa sezon sonunda 11 milyon avroya bonservisi bile alınabilir. Yeter ki olsun, kimle olursa olsun. Kimsenin Dzeko’nun özelinde bir garezi yok.

ŞİMDİ LİG DÜŞÜNSÜN
Bütün bunlara rağmen Roma’nın kalitesi lig için yetiyor ve artıyor bile.
O Dzeko Palermo gibi takımlara 2 gol birden atabilir, Salah da kaçırırsa o pozisyonu ve daha tehlikelilerini tekrar tekrar yaratabilir.
Artık tüm konsantrasyon lige verilmiş durumda. Fakat Avrupa Ligi’nden elenen Fiorentina ve Napoli için de aynı durum geçerli.
7 maçlık galibiyet serisini 8 yapmak için bugün Udinese karşısına çıkılacak.
Gladyatörler için bundan daha öncelikli bir hedef yok.
Artık lig düşünsün…

ggroma-kunye
Güven Güngör
Yazar/Editör
favicon-1 faviconGvnGngr

görseller: gettyimages.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir