Yeni Roma ve Totti Krizine Farklı Bir Bakış

ROME, ITALY - MARCH 04:  Francesco Totti of AS Roma and Cristian Tello of ACF Fiorentina in action during the Serie A match between AS Roma and ACF Fiorentina at Stadio Olimpico on March 4, 2016 in Rome, Italy.  (Photo by Giuseppe Bellini/Getty Images)

Spalletti transfer yaparken iyi tespitler yapmıştı.
Kanat olarak El Sharawy, Perotti. Gediğine oturan transferler.
Stoper olarak Rüdiger’in yanlış bir transfer olduğunu, Roma savunmasının döküldüğünü biliyordu.
Zukanovic’i getirtti. İlk haftalarda sakatlık yüzünden bir yıldır oynamayan Castan’ı bile denedi.
Fakat öngöremediği bir şey vardı.
Dzeko’nun ne kadar formsuz olduğu.
20 maçta 3 golden fazlasını atamadığı.
Ya da biliyordu ama “Ben bu adama da attırırım.” dedi.
Sonuç?
Attıramadı.

Salah, El Sharawy gibi kaliteli kanatlara rağmen Dzeko hala atamıyordu.
Perotti de kanat oynuyordu o sıralarda.
Spalletti’nin ilk geldiği haftalardan bahsediyorum: Verona, Juventus, Frosinone, Sassuolo… diye devam eden maçların olduğu haftalardan.
Real Madrid maçı öncesindeki 1-2 hafta Spalletti artık Dzeko’dan ümidi kesti. Perotti’yi yalancı 9 rolünde ileri uca, santrafor mevkine koymaya başladı.
Real Madrid maçı geldi çattı. Roma santraforda Perotti’yle, yalancı 9’la başladı.
Maç boyu daha iyi oynayan Roma son paslarda, son vuruşlarda olayı bir türlü bitiremiyordu. Az gelen Real Madrid ise oyuncularının bireysel golcü özellikleriyle 2 gol bulmuştu.
Spalletti oyuna Dzeko’yu soktu, ama pivot santrafor oynayan Dzeko güçlü Real Madrid savunmasının arasında güç bela top alabiliyor, dönüp vurabileceği o birkaç pozisyonda ise oyun tarzı ve kapasitesi gereği topu en fazla ceza sahası dışındaki Vainquer’e, Nainggolan’a indiriyordu. Maç bu şekilde bitiyordu.
Maç sonu analizleri şunları söylüyordu:
Roma son vuruşu, son pasları yapabilseydi Real Madrid’i devirecekti.
Santraforda Perotti’yle başlayan Roma’ya gerçek bir santrafor lazım idi.
Dzeko Roma’nın santrafor ihtiyacını şu halde karşılamamakla birlikte, iki hafta sonraki maça kadar Spalletti’nin elinde şekillenmesi Roma’nın tek umuduydu.

TOTTI’NIN ÇIKIŞI
Fakat yorumcuların unuttuğu bir şey vardı: kulübedeki Totti. Bu sadece yorumcuların değil, malesef Spalletti’nin de unuttuğu bir şeydi.
Sezon başından beri Dzeko’nun oynamasına ses çıkarmamıştı. Zaten ses çıkarmaya da hakkı yoktu, çıkarmamalıydı. 39 yaşında yaşlı bir kurtken, Manchester City’den büyük paralara gelmiş yıldız bir santraforun yerine oynamak istemesi düşünülemezdi, bunu düşünecek kadar cahil de değildi zaten.
Fakat:
Dzeko’dan umut kesilmişken,
Sanki kulübede başka bir santrafor yokmuş gibi kanat oyuncuları santraforda oynatılırken,
ve bu yüzden kazanılabilecek Real Madrid maçı kaybedilmişken,
Totti taktiksel olarak ve takımın iyiliği için kendisinin oynatılmasının doğru tercih olduğunu düşünüyordu.
Sezon başından beri oynatılmamasına hiç karışmamışken, bir anda şok bir röportajla çıkagelmesi bundandı. (Tamamen şahsi görüşümdür.)
Fakat ne olursa olsun, bu konuşmayı yaptığı yer, zaman, üslubu, muhattabının hocası olması, yanlıştı.
Yapmamalıydı.
Sanki yaşlılığı kabul edemeyen inatçı, yaşlı bir keçi gibi davrandığı düşünülüyordu. Öyle anlaşılmıştı.
Haklıyken, haksız duruma düşmüştü.

TOTTI-SPALLETTI KRİZİ
Spalletti de krizleri iyi yöneten, otoriter bir hocaydı.
“Bunu kim yaparsa yapsın kadro dışı bırakırdım, kimseye ayrıcalıklı davranamam.” deyip Totti’yi kadro dışı bırakıyordu.
Kimseye ayrıcalıklı davranılmaması denince bütün kamuoyu bu lafa, bu eşitlik romantizmine tav oluyordu tabi ki. Totti bir anda yerden yere vuruluyordu.
Fakat bunu bir başka futbolcu da yapsa, örneğin Florenzi, direk kadro dışı bırakmak mı gerekirdi, yoksa oyuncuyu kazanmak adyna konuşup, olayı tatlıya bağlamak mı?
Hatta öyle ki, bunu yapanın Totti olması kadro dışı bırakılması ihtimalini artırmıştı bile. Çünkü Totti Roma’nın kralıydı, onun eleştirel bir beyanda bulunmasıyla Salah’ınki arasında çok fark vardı. Bu isyan sert bir şekilde bastırılmazsa otorite sorunları yaşanabilirdi.
Neticede taraftarın kalbi kırıldı.
Spalletti’ninki “Bu penaltıyı veren de olur, vermeyen de…” gibi bir karardı.
Vermeyebilirdi.
Onun tepkisi de aşırıydı, Totti kadar olmasa da hatalıydı.
Bunun üzerine yazılıp çizilenler ise daha beterdi. Totti’ye zaten garezi olanlar için bu kaos ortamında serbestçe sövüp sayma fırsatı doğmuş oldu. Öyle ki:
Sanki Totti takımda şımartılıyor, her istediği yapılıyormuş gibi lanse edildi. Hala fazlaca forma şansı buluyor, 90 dakika oynuyormuş gibi bir durum lanse edildi. Spalletti’den önce kulüpte Totti’nin gizli güç olduğu bir vesayet sistemi varmış da, Spalletti demokrasi adına referandumsuz yeni anayasa ile bunu değiştirmiş kahraman bir devrimciymiş gibi bir durum lanse edildi. Olmayan bu durumlar üzerinden ağır eleştiriler yapıldı.
Bugün Roma’ya 2 tane iyi santrafor alınsın. Totti’den ve Dzeko’dan da daha iyi olsunlar. Totti’nin yedeğe bile girmesine gerek kalmasın. Bunu herkes, Totti’yi çok seven Roma taraftarı bile can-ı gönülden ister.
Totti, inadına Dzeko’nun oynatıldığı Rudi Garcia döneminde ağzını açıp tek bir laf söylememiştir.
Totti Doumbia’nın sakatlanacağının tahmin edilemeyip, Destro’nun gönderildiği geçen senelerde takımın mecburi tek santraforu olarak kaldığı için oynatılmıştır. Eğer yaşına göre fazla oynatıldığı bir durum varsa o da en fazla budur.
Roma’nın eski sol beki Riise verdiği röportajda Totti’ye özel muamele falan olmadığını, Totti’nin kötü İngilizcesine rağmen onunla konuşmayı çok sevdiğini, deplasmana gittiklerinde oteldeki odasının kapısının hep açık olduğunu ve herkesin konuşmak için ona gidebildiğini söylemiştir. Lanse edildiği gibi tripli, kibirli, şımarık bir Totti imajı yoktur.

SPALLETTI’NIN AKILLI KUMARI
Totti’nin kadro dışı kaldığı Palermo maçında ise Spalletti bir kumar oynadı:
Dzeko’yu ilk 11’de başlattı.
Son haftalarda yapmadığı bu şeyi tam da Totti krizinden sonra yapması sadece taktiksel bir karar değildi tabi.
Doğrudan Totti kriziyle ilintiliydi.
Dzeko iyi oynarsa Totti krizinde kendi hanesine bir sayı daha yazmış olacaktı.
Dzeko kötü oynadığı takdirde ise Totti öne geçmiş olacaktı.
Çünkü Spalletti “Santraforum var.” demeye getiriyordu. Bunu kanıtlamaya çalışıyordu.
İşin hoca tarafından forse edilen bir “Dzeko vs Totti” karşılaştırmasına gelmesi çok kötüydü. Takım içinde forma yarışı başkadır ama bu başka bir şeydi, can sıkıcıydı.
Aslında bu hiçbir şeyi kanıtlamazdı. Totti hiçbir zaman Dzeko yerine oynatılmak istememişti, aslında Spalletti kendisi Dzeko’yu beğenmiyor ve haftalar öncesinden onun formasını alıp bir kanat oyuncusuna veriyordu. Olay da tam olarak buydu zaten. Yoksa gönül isterdi ki Dzeko verilen paraya değmiş olsaydı ve Roma’nın yıllardır dolduramadığı o santrafor mevkine cuk diye otursaydı. Totti de en fazla rahat maçlarda yedekten oyuna girip o tekniğinden, topuk paslarından, oyun görüşünden küçük enstantaneler sunsaydı bize.
Ama Spalletti zekiydi. Olayı bu noktaya getirdiği maç, ligin en zayıf ekiplerinden birine karşıydı.
En iyi oyuncusu Franco Vazquez olan, santraforu son yıllarda takım takım gezen Gilardino olan Palermo Roma’dan 5 gol yerken neredeyse hiçbir direnç gösteremiyor ve hatta yarı sahayı geçemeden yaptığı hatalı paslarla pozisyonları hediye ediyordu.
Dzeko 2 gol atmıştı. 22 maçtaki gol sayısını 6’ya çıkarıyordu.
Maçtan önce Totti’ye destek veren taraftar, şimdi Spalletti’nin ve onun tercihi Dzeko’nun getirdiği galibiyetin coşkusunu yaşıyordu.
Sözde, Totti kaybetmiş, Spalletti kazanmıştı.
Sanki Roma’nın zaferine Totti de sevinmez miydi? Olayın bu noktaya gelmesi üzücüydü.
Maçın üzerinden fazla zaman geçmeden Totti tekrar takımla antremanlara çıkmaya başladı ve yeniden kadroya alındı.
İş tatlıya bağlandı. Spalletti nerede duracağını iyi bilmişti. Taraftarı da tamamen kırmadan, desteği arkasına almıştı.

during the Serie A match between AS Roma and ACF Fiorentina at Stadio Olimpico on March 4, 2016 in Rome, Italy.

YENİ ROMA
6 gün sonra Empoli maçı oldu, santraforda yine yalancı dokuz Perotti. Dzeko yedek. Roma üst üste 6. galibiyetine ulaştı.
Dün akşam Fiorentina maçında yine santraforda Perotti, Dzeko yedek. Roma üst üste 7. galibiyetine ulaştı.
Spalletti Totti’yi son 15 dakika oyuna soktu. Totti’nin performansı olumluydu. Topla buluştuğu her pozisyonda olumlu şeyler yaptı.
Dzeko da Totti’den 5 dakika sonra girdi. Topla 2 kez buluşabildi, 1’inde topu kaybettirdi. Her zamanki gibi oyunda hiç olmayan, alıştığımız Dzeko vardı.
Şunu biliyoruz ki:
%100 formuna ulaşmış bir Dzeko, 10 üzerinden 8 puanlık bir santrafor ise,
%100 formuna ulaşmış bir Totti, 10 üzerinden ancak 6’lık bir santrafordur.
Fakat Dzeko sezon başından beri %50 potansiyelini bile ortaya koyamıyorken, Palermo maçı en fazla ne kadar belirleyicidir?
Spalletti sadece kartlarını iyi oynamıştır. Kamuoyunu güzel ikna etmiştir.
Totti krizindeki kozu Dzeko olsa da, Dzeko buna aldanmamalıdır. Yeri sağlam değildir.
Spalletti Dzeko’nun yetersiz olduğunun farkındadır.
Sezon sonuna kadar Dzeko’da bir mucize olmadığı sürece yazın santrafor arayışına girecektir.
Dzeko kendi transferi değildir, onda inat etmesi için hiçbir neden yoktur, Rudi Garcia’nın Rüdiger’de inat ettiği gibi.

Bu galibiyet serisinin ilk etabında takım idealize edilen, hedeflenen futbola hala uzaktı.
Carpi maçı bile sıkıntılı kazanıldı.
Yer yer Rudi Garcia’nın oyunundan kesitler sunuluyordu.
Empoli maçını izleyemedim.
Fakat Fiorentina maçı kesinlikle Spalletti’nin geldiğinden beri istediği her şeyi sahada yaptırabildiği, ideal Roma’nın, ideal oyunu oldu.
Belki de Spalletti’nin yalancı dokuz santraforu Perotti, gerçek santrafor Totti’den de Dzeko’dan da daha yararlı oluyordur.
Eğer ideal Roma’nın taktiği bu olacaksa, böyle olsun.
Real Madrid maçındaki hayal kırıklıkları tekrar yaşanmadığı sürece, kimse hocayı eleştirmek istemez zaten.

RUDI GARCIA’NIN ANISINA
Son zamanlarda dönen Rudi Garcia nefretine de ufak bir hatırlatmayla karşılık vermek gerekir.
Rudi Garcia ilk geldiğinde, geçen sezonu 6. bitirmiş bir takımı 2. yaptı.
Ertesi sezon tekrar 2. yaptı ve o sezonun ilk 10 maçından hiç gol yemeden 10 galibiyet çıkararak lig tarihinde bir rekor kırdı.
Totti’nin oynamaya başladığı 92 sezonundan beri, Rudi Garcia’nınkiler de dahil 8 kez 2. olmuş bir takımdan bahsediyoruz. 2.liğin Roma için ne derece başarı olduğu buradan anlaşılmalıdır.
Her iki sezonda da son haftalara doğru hep yıldı, formunu koruyamadı. Ama devraldığı Roma’nın hedefleri ile bıraktığının arasında dağlar kadar fark vardı.
Gidişinde bütün takım oyuncuları sosyal medya hesaplarından kendisine övgüler yağdırdı.
Spalletti’nin 2 sezon sonra aynı başarısızlık serisinin ardından takımdan ayrılmayacağı garanti mi? Ya da bir başka hocanın?
Bu kimseyi kötü hoca yapmaz.
Nefret odağı da yapmaz. Yapmamalı.
Rudi Garcia tam zamanında yollandı. Ne çok erken, ne çok geç. Bu kadar emeği geçen bir hocaya verilmesi gereken kredi tam dozunda verildi. Bitince de direk gönderildi. Belki en fazla Milan maçında da takımın başında olması fazlaydı. Fakat o da büyük ihtimalle yönetim tarafından kendini aklamak için son bir sınav, son bir şans olarak verildi.

during the Serie A match between AS Roma and ACF Fiorentina at Stadio Olimpico on March 4, 2016 in Rome, Italy.

İKİNCİLİK YARIŞI
Şimdi Roma için hedef ikincilik.
Zor bir hedef.
Napoli’nin fikstürü çok avantajlı. Yarınki Chievo maçlarını saymazsak 10 hafta kaldı.
Bu 10 hafta içerisinde Napoli’ye Inter ve Roma maçları hariç büyük maç görünmüyor.
Hatta Chievo ve Bologna haricinde ilk on sırada olan takımlarla bile maçları yok. Ne Lazio, ne Sassuolo…
Carpi maçında hafif tökezlemişlerdi, Juventus mağlubiyetiyle frene basıp, Milan ve Fiorentina beraberlikleriyle de rölantiye almış oldular. Bütün bu zorlu maçları üst üste oynamalarına rağmen yarın Chievo galibiyetiyle birlikte hala 5 puan önde olacaklar. Alt sıra takımlardan kolay kolay puan kaybedecek bir takım değil. Roma’nın işi bu kadar zor işte.
Bununla birlikte bu sezon ilk çıkış yaptıkları o delifişek Napoli de yok. Bologna karşısında 2 puan bırakabilirler.
Haftaiçinde Inter’in Juventus’la oynadığı kupa maçı bir hayli umut vericiydi. Juventus’un kanatları bomboş bırakan kötü defans taktiğinin de etkisi vardı tabi ama Mancini’nin ekibini bu sezon ilk kez zevkle izledim.
Roma her maçı son maç gibi oynamalı. Seriyi devam ettirmeli.
Ya Inter, ya Bologna, belki de yarınki Chievo. Napoli 2 puanı bıraktığı anda işler 35. haftadaki Roma – Napoli maçına kalır.
Ama Roma’nın da buna gelene kadar Inter ve Lazio maçları var. Son hafta ise Milan deplasmanı.
Hesap yapmak için biraz erken. Ama şunu görebiliyoruz ki ikincilik hedefi imkansız değil.
Ayrıca son 4 haftaya girilirken puan tablosunda büyük değişiklikler olabilir.

Netice n’olursa olsun Roma’nın kötü gidişatının ardından tekrar toparlanması lig adına, futbol adına çok sevindirici.

ggroma-kunye
Güven Güngör
Yazar/Editör
favicon-1 faviconGvnGngr

görseller: gettyimages.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir