U-21 EURO 2017 İTALYA REHBERİ: GELECEĞİN KADROSU

2017 FIFA U-20 Dünya Kupası’nda üçüncü olan İtalya, şimdi ise gözünü U-21 Avrupa Şampiyonası’na dikmiş durumda. Azzurri, kadrosunda birçok yıldız adayıyla turnuvaya geldi. Altın jenerasyon benzetmeleri bir yana, bu altın çocuklara biraz yakından bakalım.

TURNUVAYA GENEL BAKIŞ
Polonya’nın evsahipliği yapacağı U-21 EURO 2017’de, iki yıl öncekinden farklı olarak üçer gruptan 12 takım yer almakta. Hatırlayacağımız üzere 2015’te düzenlenen son Avrupa Şampiyonası’nda ikişer gruptan 8 takım yer almıştı. 14 gün sürecek turnuvanın grup aşamasına ve takımlara kısaca bir göz gezdirelim.

Grup A: İngiltere, Polonya, Slovakya, İsveç
Grup B: Makedonya, Portekiz, Sırbistan, İspanya
Grup C: Çekya, Danimarka, Almanya, İtalya

Grup birincileri kendilerini doğrudan yarı finale atarken, son yarı finalisti ise en iyi ikinci takım performansını gösteren belirleyecek.

KADRO
Bir süredir altyapılara yatırım yapan İtalyanlar, bu turnuvaya iddialı bir kadro ile geldi. Ellerinde 2016-17 sezonunda takımlarında iyi süreler alan futbolcularla bezenmiş bir oyuncu grubu var. İlk bakışta 1994 jenerasyonunun hakim olduğunu görmek mümkün. Teknik direktör Luigi Di Baggio’nun elinde patlama yapması beklenen birçok yıldız adayı mevcut. DEVAMINI OKU

Devrine Hükmeden Taktik: Catenaccio

İtalyan futbolu ya da ekolü denilince akıllara hemen savunma gelir. Ne de olsa yıllardır süre gelen bir futbol kültürleri var. Peki kiminin izlerken kanser olduğu, kiminin de “Abi adamlar gol yemiyor ya!” diyerek çaresizlikle karışık hayranlık beslediği bu İtalyan Futbolu yani “Catenaccio” nedir? Nasıl ekol olmuştur?

Catenaccio “asma kilit” anlamına gelir. Mazisi epey eskidir. Nasıl çıktığına dair iki rivayet vardır. Ben size en bilinenini anlatayım: Rappan adında bir teknik direktör takımının aşırı gol yemesine çözüm ararken bu sistemi keşfediyor. Defans ile kaleci arasına bir oyuncu monte ediyor. O futbolcunun görevi defansın kaçırdığı adamları ya da topları uzaklaştırmak. Bir diğer anlamıyla “süpürmek”!

Bilinen hikaye bu olsa da taktiği zirvelere çıkartan isim Arjantinli Helenio Herrera‘dır. Catenaccio’nun babasıdır. Taktiğin temelinde fazlasıyla markaj ve kademe vardır. Bu taktik sayesinde o zamanki adıyla Şampiyon Kulüpler Kupası’nı 2 kez, Serie A’yı 3 kez ve İtalya Kupası’nı da 1 kez kazanarak adını efsaneler arasına yazdırmıştır.

Hücum futbolu maç kazandırır, savunma şampiyon yapar.”  DEVAMINI OKU

Juventus – Lazio: Bir Benzer Hikaye

2010 yılında Mourinho yönetimindeki Inter’in yaptığı üçlemeyi yapabilen başka bir takım henüz çıkmadı. Bu üçleme; lig şampiyonluğu, domestik kupa şampiyonluğu ve pek tabii UEFA Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu anlamına geliyor. 2011-12 sezonundan itibaren Serie A’da Conte yönetiminde üst üste şampiyonluklar yaşayan Juventus için üçlemenin eksik kalmış parçalarını tamamlamak biraz zaman alacaktı. Öyleki Conte Azzurri’den gelen teklifi kabul edip Coverciano’nun yolunu tutunca, koltuk Milan’dan gelen Massimiliano Allegri’ye kaldı. Ligde Allegri yönetiminde ilk, üst üste 4.şampiyonluğuna ulaşırken, Coppa Italia’da ise başkent ekibi Lazio’yu 1-2 yenerek gözlerini Berlin’de oynacakları Barcelona finaline çevirdiler. Ne yazık ki günün sonunda sahadan 3-1 mağlup ayrıldılar. Juventus patronu Allegri de farkındaydı. Eksik parçaları tamamlamak biraz daha özveri istiyordu.

Sonuna yaklaştığımız 2016-17 sezonunda ise Juventus üst üste 6. Şampiyonluğunu kazanmak için gün sayıyor. İtalya Kupası Finali’ndeki rakipleri, tıpkı 2 sene önce olduğu gibi başkent ekibi Lazio. Lakin bu sefer Barcelona’dan rövanşını aldıkları bir final yolundalar. Bir başka İspanyol ekibi Real Madrid ile oynacakları dev finali beklerken akıllarda eksik parçaları tamamlamak var. DEVAMINI OKU

Tribündeydik: Roma 3 – 1 Juventus

İtalyan futbolu heyecanlı günler yaşıyor. Ülke futbolunda uzun yıllardır muzaffer olan Juventus, bu başarısını dünya futboluna da taşıma arifesinde. UEFA Şampiyonlar Liginde iki sezon sonra tekrar finale kaldılar. Öte yandan İtalya Kupasında da finaldeler. Ligde ise Scudetto’ya ramak kalmış durumda. Bu da demek oluyor ki bu sezon üçleme yapabilirler. 2009 Barcelona’sı gibi 6 kupaya birden ulaşıp, 2017 Juventus için dünya futbol tarihinin efsane kadroları arasında yer edinebilirler. Ayrıca bu, uzun bir aradan sonra İtalyan futbolunun Avrupa arenasında tekrar ciddi bir şekilde temsil edilmesi demek oluyor.

Öte yandan Roma’da ise bambaşka bir telaş hakim. Totti’nin sezon sonunda emekli olacağı resmen açıklandı. Son maçı olması beklenen Stadio Olimpico’daki Genoa maçı için biletler şimdiden tükendi. İşte tam böyle bir atmosferde geldi 36. haftadaki Roma – Juventus maçı. Totti ebedi dostu Buffon ve ezeli rakibi Juventus’un karşısında son kez forma giyecek, Juventus ise en yakın rakibinin sahasında resmen şampiyonluğunu ilan etmek için mücadele edecekti. Ben de bu tarihi olaya şahit olmak için Roma’ya doğru yola koyuldum… DEVAMINI OKU

Juventus – Barcelona Analiz: Parlayan Elmas

Paulo Dybala henüz gözlerden çok uzaklardayken onun gün yüzüne çıkmamış bir mücevher olduğunu bilen kişi sayısı oldukça azdı. Şimdi ise herkesin dilinde sahaya yansıttığı oyununun arkasında hikayesini de berberinde getiren bu çocuk var.

Juventus – Barcelona eşleşmesi sadece İtalyanları ve İspanyolları değil, tüm futbolseverleri heyecanlandrımaya yetmişti. Serie A’da üst üste altıncı şampiyonluğuna giden, özellikle içeride rakip tanımayan bir Juventus gerçeği; öte yandan birçoklarına göre Paris Saint Germain karşısında futbol tarihinin en büyük geri dönüşlerinden birine imza atan Barcelona. Kağıt üstünde birçok bilinmezlik barındıran bu dev maç başladığında gönlüm İtalyanların tur atlamasından yanaydı.

Juventus Allegri’nin imza denemelerinden biri olan Mandzukic’li bir 4-2-3-1 ile sahaya çıkıyordu. Bir süredir iyi oynamıyorlardı ama kazanma alışkanlıkarı vardı bir kere, istedikleri sonucu almayı biliyorlardı. Fakat bu sefer rakip Barcelona’ydı ve iki yıl önce Berlin’de yarım kalmış bir hesapları vardı. Üçlüden dörtlüye geçilmişti lakin Mandzukic, Dybala ve Higuain bir arada oynadığı için savunma zafiyeti de bir derece daha artıyordu. Barcelona ise mucizevi Paris Saint Germain rövanşındaki 3-4-3’ü bozmamıştı. Juventus’un tam saha yapacağı sert baskıdan başka bir seçeneği gözükmüyordu. Maç bu donelerle başladı ama ilk on dakika içinde yine skoru bulmayı başaran onlar oldu. Golün sahibi Juventus’un parıldayan mücevheri Paulo Dybala’dan başkası değildi. Özellikle golün de gelmesiyle sert ve yıldıran baskıyı sahanın her yerinde görmeye başladık. Sol çizgide Alex Sandro ve Mandzukic Messi’yi yakın markaja alırken, sağ çizgide ise Neymar’ı savunan Dani Alves ve Cuadrado mevcuttu. Ofansif olduğu kadar bir o kadarda sert bir savunma takımı vardı sahada. Barcelona’nın kilit açıcı bu iki yıldızı topla her buluştuğunda markajındaki Juveliler tarafından bertaraf ediliyordu. Tabiri caizse Juventus rakibini döve döve yıldırıyordu. Barcelona sahada dayak yemeye alışıktı, bu yüzden kendi felsefesine sadık kaldı. Nitekim Messi rakip savunmanın bir anlık boşluğunu yakaladığı gibi Iniesta’yı kaleciyle karşı karşıya bıraktı.

Olağanüstü bir refleks ile takımını oyunda tuttu Buffon. İlerleyen pozisyonda Juventus hızlı çıktı ve Dybala nefis sol ayağıyla tekrar parladı. Maç boyunca Juventus rakibini boğmayı başardı ama Higuain’in oldukça yetersiz performansı sebebiyle fazla pozisyon bulamadılar. Son gol İtalyanların çirkin kralı Chiellini’den gelicekti. Üçüncü golle birlikte fişi çeken Juve büyük ölçüde yarı finale göz kırptı. Bir önceki turda 4-0’dan turu çeviren Barcelona için hala bir umut gözüküyor. Ben Juventus’un işi bitirdiği kanaatindeyim. Camp Nou’da muhteşem bir atmosfer olacak ve Katalanlar ilk düdükle birlikte ikinci bir mucizeyi arıyacaklardır. Lakin bu sefer karşılarında vasat bir PSG savunması değil, bu sezon Şampiyonlar Ligi’nde kalesinde sadece iki gol görmüş bir Juventus gerçeği var, birde artık hikayesiyle birlikte parlamaya devam eden Dybala. Hikayesi ise en güzel burada kaleme alınmış:
Aceto Balsamico | Biraz Pirlo Biraz Tevez Ama O Paulo Dybala


Mehmetcan Arısoy  Yazar
favicon-1 faviconcaricaturistamc

Zemanlandia ve Günde İki Paket Sigara

‘‘0-0 sıkıcıdır. 5-4 kaybetmek daha iyi, en azından biraz heyecan verici.’’

Futbolun mucitleri olarak gösterilen Rinus Michels, Johan Cruyff ve Arrigo Sacchi gibi futbol adamlarından çok daha radikal, çok daha anarşist ve idealist: Karşınızda Zemanlandia.

Zdeněk Zeman Prag’ta doğup büyüdü, gençliğinde voleybol ve hentbol oynadı. Ayağına top değmemiş bu Çek delikanlının kaderini futbolla kesiştirecek kişi ise 70’lerin başında Juventus’u çalıştıran dayısı Čestmír Vycpálek’ten başkası değildi. 60’lı yılların sonunda Sicilya’ya gelen Zeman menajerlik kariyerine Palermo yakınlarındaki Cinisi, Bacigalupo, Carini, Misilmeri, Esacalza gibi ufak amatör kasaba takımlarını çalıştırarak başladı. 1974 yılında, dayısının da yardımlarıyla, Palermo genç takımın başına geçmesiyle profesyonelliğe ilk adımını attı.

Zeman öyle bir günde Zeman olmadı. Licata, Foggia, Parma ve Messina’yı çalıştırdığı yıllar boyu ülke futbolunun çukuru olan alt liglerin tozunu yuttu, öğütüldü. Foggia’nın başına ikinci kez geçtiği 1989 yılında ise rüştünü ispat edecekti. Giuseppe Signori ve Francesco Baiano gibi parlattığı oyuncular ile birlikte iki sene içinde Foggia’yı Serie C1’den Serie A’ya çıkarmayı başardı ve Zemanlandia efsanesi doğdu. DEVAMINI OKU

Il Ninja: “O Üçüncü” Olabilir Mi?

“Nainggolan artık en iyilerin seviyesinde. Bunu herkes kabul etsin. …en iyi takımlar seviyesinde.” Serie A 26. hafta maçında Roma’nın 3-1 kazandığı Inter deplasmanı sonrası spor spikeri Emre Özcan böyle yazmıştı sosyal medya hesabından. Nainggolan o maçta 2 harika gol atmış ve bu sezon takımını bir kez daha sırtlamıştı.

Bunun üzerine aklıma gelen ilk şey Chiesa di Totti (Totti Kilisesi) adında bir Roma taraftar sitesinin bir ay önce sosyal medya hesabından yazdıkları olmuştu: “Gerson’un satın alma opsiyonu ile Lille’e kiralanma söylentileri var. Görünüşe göre Roma bir tanesini daha ziyan ediyor. Bravo. Basitçe (söylemek gerekirse) Roma’nın bütün bir ilk 11 satın alacak gücü yok. O halde, bir noktada cidden genç oyuncuları yetiştirmen gerekli. … Bugünlerde bir Roma taraftarı olmanın kirli küçük sırrı şu: Bu kulüp Totti ve Daniele De Rossi’nin sadakâtleri olmasaydı yıllar önceden mahvolurdu. Juventus’tan daha fazla para harcayamazlar, hatta bir kere toparlandılar mı Inter ve Milan’dan da. Ve gençleri arsızca kovuyorlar, kaydını tutmak (bile) zor. Ama bu iki kayaları (Totti ve DDR) vardı ki: ayrılmak için her sebepleri vardı ama yapmadılar. Ve diğer iyi-sınırındaki oyuncuları (takıma) cezbettiler. Ve onlarda daha iyi oyuncular olma isteği uyandırdılar.”

Burada bahsi geçen “iyi-sınırındaki”, yani iyi oyuncu olma eşiğindeki oyunculara Lyonlu Pjanic, Udineseli Benatia, Olympiacoslu Manolas ve Cagliarili Nainggolan örnek gösterilebilir. Bugün geldiğimiz noktada Pjanic ve Benatia’nın Roma’da o eşiği geçtikten sonra (Benatia önce Bayern’e uğrasa da) ezeli rakip Juventus’a yolcu olduklarını biliyoruz. Manolas’ın adı sıkça tamamen o eşiği geçmiş oyunculardan oluşan takımlarla anılıyor. Yazın Nainggolan’ın adı da Chelsea’yle anılıyordu ama Roma’da kalıp sarı kırmızılı taraftarların yüreklerine su serpti. Fakat bu sezon Emre Özcan’a o yorumu yaptıran üst düzey oyunu Nainggolan’ın değerini sezon başındakinden çok daha arttırdı. O da artık “eşiği” kesinkes geçmiş durumda. Açık açık Juventus’tan nefret ettiğini söylemesi belki Pjanic’in gittiği yolu ona tamamen kapatsa da başka devler tarafından cezbedilebilir mi? Ya da Nainggolan, eşiği geçmesine yardım eden Roma’nın bu jenerasyondaki üçüncü sadakat örneği olabilir mi? DEVAMINI OKU

Scudetto’nun Ön Koşulu

Cumartesi günü zirve yarışı açısından çok önemli(!) Juventus-Roma maçı oynanacak. Son beş şampiyonu Juventus olan Serie A’nın geride kalan haftalarına da şöyle bir dönüp baktığımızda henüz yarısı bile bitmemişken Napoli, Roma ve Milan’ın şampiyonluk umutlarının yarı yarıya azaldığını görüyoruz. Biraz hafızamızı tazelemek gerekirse: Atalanta, Genoa gibi ortalama üstü takımlara kolayca puan kaybeden Napoli, Roma mağlubiyetiyle tamamen bertaraf olmuştu. Pek de ihtişamlı olmayan oyunuyla “seke seke” zirve yarışında tutunan Milan, Juventus’u yendiğinin ertesi haftası Genoa karşısında dağılarak zaten bitmesi beklenen sek seki erken bitirmişti. Son olarak Roma, son iki haftada hiç umut vâdetmeyen bir futbolla Lazio ve Milan’ı yense de bir hafta öncesinde Pescara’ya karşı verdiği rezil “sınav” en optimistleri bile kara kara düşündürüyor.

Öte yandan Juventus‘un hanesine baktığımızda bambaşka bir hava estiğini görüyoruz. Üç hafta önce Genoa karşısında alınan 3-0’lık mağlubiyet, zirveden 7 puan geride kalmış Roma’nın ve Milan’ın taraftarlarına tekrardan puan hesabı yaptırıp, fikstürlere baktırmıştı. Fakat takip eden iki haftada Gasperini’nin 6 maçlık galibiyet yakalamış Atalanta’sını ve bu sezonun formda Torino’sunu 3-1’lik skorlarla yenen Bianconeri, beni bu yazıyı yazmaya sevk eden çok güzel bir mesaj verdi: Şampiyonluk için puan hesabı yapmadan, zirvedeki takımın puan kaybetmesini beklemeden önce; sizin de aynı kalitede bir takım olmanız gerekiyor. Zirveyle 4 puan fark kaldı, 2 azaldı 3 arttı diyerek sezon sonuna kadar sürükleye sürükleye şampiyon olunmuyor. Diğer takımlar üst üste galibiyet aldıkları zaman seri yakalamış oluyorlar, Juventus mağlubiyet aldığı zamansa uzunca bir seriye tek maçlık ara verilmiş gibi oluyor. Hasımları bile psikolojik olarak böyle hissediyor.

Eğer zirve takipçileri kalite olarak lider takımın yanına bile yaklaşamıyorsa, sezonun son birkaç haftası olmadığı takdirde, kendi takımını “Sahada ölün bu maçı alın!” mentalitesiyle izleyip liderin de puan kaybetmesini beklemek boş bir meşkale olarak kalıyor. Kötü oynadığın futbolla bir iki maç alabilirsin ama koca bir sezondan şampiyon çıkamazsın. Juventus şu an bütün takımlara 5 puan avantaj verse bile hala sezonun favorisi olur. Scudetto’nun Ön Koşulu diye buna diyorum işte: Juventus kalitesinde oyun ve istikrar. DEVAMINI OKU

5 Adımda Eski Günlere Geri Dönüş

1491602_w2

Jose Mourinho’nun üç kupa kazanarak noktaladığı 2009/10 sezonundan bu yana yedi farklı teknik direktör Inter’i çalıştırdı ve her biri gerisinde bir enkaz bırakarak ayrıldı. Her sezona “o sezon bu sezon olmalı” parolasıyla başlayan Milano ekibini hala eski günlerinden çok uzaklarda. Taraftarın takımdan uzaklaşması, yalnış ve kısa vadeli kadro planlamaları ve tabiki takımın kimyasına uymayan teknik adam seçimleri bu sorunlardan sadece birkaçı. Son olarak Lazio’yu çalıştıran Stefano Pioli kısa süren De Boer saltanatının ardından takımın başına getirildi ve ilk maçına Milano Derbisi’nde çıktı. Bir Inter sempatizanı olarak naçizane görüşüm Inter’i düzlüğe çıkartacak ismin Diego Simeone olduğudur. Lakin günümüz şartlarında bunun pek de mümkün olmadığı düşünürsek Inter’in elini çabuk tutması gerekli. Pioli bu kapasiteye sahip fakat değiştirmesi gereken birtakım şeyler olacak. DEVAMINI OKU

Fakir Ama Gururlu Gençlerin Zaferi

milan

Bugün saatler 23:45’i gösterirken San Siro’nun skor tabelasında Milan 1 – 0 Juventus yazıyordu. Milan için Juventus makinasına karşı 9 maçlık kazanamama serisinin sonuydu bu. Aynı zamanda yıllar sonra ilk kez zirve yarışının bu kadar içinde olmaktı. Ama en anlamlısı da çok önce başlattığı gençleşme harekatında büyük zayiat veren, uzun yıllar kadrosunu orta sıra takımlarının oyuncularıyla doldurmuş Milan’ın bu zaferi elinde tutmayı başardığı yetenekli gençlerle kazanmasıydı. 65. dakikada galibiyeti getiren golü 18 yaşındaki Locatelli atıyor, 90+6’da 17 yaşındaki Donnarumma harika bir kurtarış yaparak 3 puanın ev sahibi takımda kalmasını sağlıyordu.

Yukarıdaki görselde Milan ilk 11’inin yaşlarını ve piyasa değerlerini görebilirsiniz. 24 yaş ve altındaki 6 oyuncusu tam anlamıyla genç kategorisinde. Diğerleri de futbol için orta yaşlı diyebiliriz. 30 yaşının üzerinde tek bir oyuncusu bile yok. Üç kategori olması için 30 yaşındaki Bacca ve Paletta’yı kırmızı renk ile gösterdik ama yaşları henüz kırmızı alarm vermiş değil aslında. Ortalamaya vurduğumuzda Milan kadrosunun yaşı 24 çıkıyor. Piyasa değerlerine baktığımızda daha da heyecan verici bir tablo var. Transfermarkt.com‘dan alınan verilere göre kadronun toplam piyasa değeri 132,5 milyon avro. Aynı kaynağa göre bu sezon 95 milyon avro bonservis bedeliyle Juventus’a transfer olan Higuain’in piyasa değeri ise 75 milyon avro. Tek başına Higuain, Milan kadrosunun yarısından daha fazlasına bedel. Ne var ki resminin altında 1,5 milyon avro yazan genç de sahada banknotların değil ayakların top oynadığını bu gece herkese gösterdi. Zirveyle puan farkı 2’ye düşerken, Montella önderliğindeki gençlerin mücadelesi göz doldurdu.

ggroma-kunye
Güven Güngör
Yazar/Editör
favicon-1 faviconGvnGngr